YÜKSEL AYTUĞ / Dizilerde niye dini nikah yok?

Köşemize her hafta değerli katkılar sunan vefalı okurumuz Ali Uygur bu hafta da ilginç bir değerlendirme ile huzurlarınızda:
“Yüksel Bey’ciğim, dizi ve filmlerde sıkça karşımıza çıkan evlilik sahnelerinde ilginç bir ayrıntı dikkatimi çekiyor. Çiftler nikah salonuna gidiyor, nikâh memurunun huzurunda evleniyor; ilişki yürümezse de mahkemeye gidip hakimin karşısında boşanıyorlar. Buraya kadar her şey olağan. Ancak bu sahnelerde dini nikahın neredeyse hiç gündeme gelmemesi, toplumda yanlış bir algının yerleşmesine yol açıyor: ‘Resmi nikah varsa dini nikaha gerek yoktur’ düşüncesi.

Oysa bu yaklaşım hem geleneklerimiz hem de dini hassasiyetleri olan insanlar açısından ciddi bir eksikliği işaret ediyor. Dini nikahta yer alan mehir şartı, nikâhın geçerliliği için önemlidir. Bu nedenle, dini nikahı hiç yapmayan ya da önemsemeyen çiftlerin, farkında olmadan büyük bir yanlışa düştükleri düşünülmektedir. Hatta bazı yorumlara göre, dini nikah yapılmadığında evlilik sahih olmaz ve ilişki meşru kabul edilmez.
Ayrıca dizilerde hiç değinilmeyen bir başka nokta da şudur: Dini nikah kıyılmış bir çift, resmî olarak boşansa bile, erkek dini boşamayı gerçekleştirmediği sürece nikâh devam ediyor kabul edilir. Bu da hem toplumsal hem bireysel düzeyde ciddi karışıklıklara, hatta mağduriyetlere yol açabilir.
Aslında çözüm oldukça pratik: Resmi nikah esnasında mehir belirtilerek nikâh kıyılabilir. Böylece hem resmi hem dini nikah aynı anda, tek bir işlemle tamamlanmış olur. Bu uygulama yaygınlaşırsa, bugün yaşanan kafa karışıklıkları tamamen ortadan kalkabilir.
Televizyon dizileri, toplum üzerinde ciddi etkilere sahip. Bu yüzden yapımcıların, özellikle evlilik gibi hassas konularda daha gerçekçi ve kapsayıcı bir yaklaşım sergilemesi, toplumsal bilinç açısından son derece faydalı olacaktır. Saygılarımla…”
Ya cam filmleri?
Geçen hafta motosiklet kaskını, suç işlemek için görünmezlik pelerini gibi kullananlardan dert yanmıştım. Okurumuz Mehmet Göden, bu hassasiyeti bir adım öteye taşımış:

“Merhaba Yüksel Bey, mutlu bir yıl diliyorum. Kask ile ilgili yazınıza istinaden size yazıyorum: Trafikte sadece gizemli kasklar mevcut değil, her camı siyah film kaplı araçlar da dolaşıyor. İçinde 10 yaşında çocuk mu var? Katil mi var? Kaçak mı var? Elinde silah olan biri mi var, belli değil. Gizemli olmayan araç yok gibi. Ben oturduğum bölgeden aşağıdaki şehre çok sık inip çıkıyorum. Hemen her seferinde polis kontrol noktasında durduruluyorum. TC bilgilerimi söylüyorum. Böyle filmli bir araç ile polis noktasında saldırı olsa -ki (Allah korusun) bu ciddi bir olasılık, suçlu kim olacak?
İçişleri Bakanlığı talimatıyla araçların, “sürücüsü görünür biçimde” araçların cam filmlerini kaldırtmasını yazmanızı diliyor, saygılar sunuyorum.”
Vurgulara dikkat!
Köşemizin vefalı dostlarından Murat Aydın’ın yazdıklarından özellikle genç spiker ve muhabirlere dersler çıkacak gibi:
“Beyaz TV haber bülteninde muhabir, polisten kaçıp dolaba saklanan zanlı yakalandığında ‘Tavus kuşu gibi ortaya çıktı’ dedi. Oysa devekuşu başını kuma gömer ve vücudu dışarıda kalsa da saklandığını zannederdi.
Bu arada şunu da paylaşmadan edemeyeceğim; çoğu muhabire acilen vurgu dersi verilmeli. Pek çok muhabir hatta spiker, kelimeleri yanlış vurguluyor ve kulağa hoş gelmediği gibi anlamda da farklılıklar olabiliyor.”
Zap’tiye
Venezuela ordusunda bir Ömer Halisdemir olmadığı için devlet başkanlarını ABD’ye verdiler. Nurlar içinde yat yiğidim…

Gaf kürsüsü
Tansu Sarı kardeşimden yine kaçmamış: “Siz yemeklerinizi yudumlarken…” (Yeni Bir Gün programında doktorları konuk eden sunucu Çağla Şıkel’in sözleri)
Ne demiş?
Milyoner’den dahice bir soru: “Norveç’in başkent Oslo’dan sonra en büyük ikinci şehri hangisidir? A- Güllü B- Kibariye C- Bergen D- Dilberay.” (Doğru yanıt: Bergen)



