Ya masadasınızdır ya da menüde…


Dün, AK Parti TBMM Grup Toplantısından iç ve dış kamuoyuna yansıyan mesaj çok kıymetliydi. “Milli Bilinç, Milli Kimlik, Milli Liderlik, Milli Duruş ve Milli Birlik” ortak paydasında bütünleşen “Türkiye Profili”, küresel kaotik ortamda bilhassa gelecek adına umut vadediyordu.
Şunu kabul etmek zorundayız…
Dünya, eski dünya olmayacak. Ama nasıl bir dünya kurulacağı ise henüz belirsiz. Pek çok ülke, ulusal çıkarlarını koruma adına tekil çözümlere yönelmekte…
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın da vurguladığı gibi…
“Enerji kaynaklarını elde etme, ticaret yollarını kontrol etme uğruna yeni paylaşım rekabetinin çok agresif şekilde yaşanacağı bir döneme giriyoruz!”
Neden?
Çünkü, “Masada olmayanın, menüye konulduğu acımasız bir bölüşüm kavgasının tam ortasındayız!”
***
Peki, böylesi puslu dönemlerde ne yapılması gerekir?
Benim hep savunduğum tez, “Devlet Aklının pro-aktif çalışmasıyla” bağlantılı. Zaman zaman “Gerçekten bir devlet aklı var mı?” diye sorulur ya…
Bu soruya kalıcı cevabı, MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın, Teşkilatın kuruluşunun 99. yıldönümü vesilesiyle kaleme aldığı makalenin hemen her satırında bulmak mümkün. Felsefi ve edebi müktesebatını, stratejik bakış açısıyla harmanlayan Kalın’ın çizdiği çerçeveyle birlikte, bizlere sunduğu güvenlik garantilerine biraz sonra değineceğim.
Öncelikle, Sn. Kalın’ın kullandığı bazı kavramların içini kendimizce doldurarak devam edelim.
Nedir o kavramlar?
“Medeniyet Hafızası, Medeniyet Havzası ve Devlet Aklı…”
Medeniyet Hafızasını, bir milletin tarihi boyunca ürettiği değerleri, kurumları, krizlerle baş etme biçimlerini ve anlam dünyasını bugüne taşıyabilme kapasitesi olarak tanımlamak mümkün. İşte bu hafıza, binlerce yıllık medeniyet havzasını canlı tutuyor. Devlet aklı ise bu havzanın sunduğu tarihsel tecrübeyi stratejik avantaja dönüştürüyor.
***
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Türkiye Yüzyılı Vizyonuna”, “Türkiye Ekseni” üzerinden zenginlik katan MİT Başkanı,“Mevcut uluslararası sistemin, eş zamanlı jeopolitik ve hibrit krizler karşısında kötü bir sınav verdiği” tespiti ile güncel fotoğrafı çekiyor. Ortak güvenliği tehdit eden gelişmelere adil ve sürdürülebilir çözümler üretmekte tıkanan küresel yapının; kurala dayalı çok taraflılığın aşındığı ve çıkar odaklı fırsatçılığın belirleyici hale geldiği bir noktaya sıkışıp kaldığına işaret ediyor.
Ve sonra…
“Ecdadımızın deneyimleri; bugün bize eşsiz bir perspektif sunarken tarihin akışını okuma, dengeleri yönetme, öngörüde bulunma ve uzun vadeli stratejiler geliştirme konusunda kıymetli bir miras bıraktı” diyor!
Ardından…
İstihbaratın mana ve ehemmiyeti, Türk istihbaratının yetkinliği, uzak coğrafyalarda rol üstlenme ve sonuç alabilme yeteneği, yenilenen risk ve tehditlere karşı geliştirilen milli kabiliyetin seviyesi, güvenliğin bölünemezliği prensibi ile her türden terör ve suç örgütüyle mücadele kararlılığı bağlamında da referans alınacak değerlendirmelerini paylaşıyor.
Suriye’nin kuzeyine ek olarak Araplara ait kadim Halep’in çevresinde ve Rakka-Deyrizor petrol-su bölgesinde konuşlanan SDG terör örgütünün tetiklediği son çatışmaları hesaba kattığımızda…
Kalın’ın, “Terörsüz Türkiye” bağlamındaki ifadelerini hatırlatarak, yazımızı noktalamakta fayda var:
“Devletimizin iç cepheyi güçlendirerek kendi jeopolitik eksenini tesis etme yolunda attığı adımların en önemli bileşenlerinden birini Terörsüz Türkiye hedefi oluşturmaktadır. Bu hedef; PKK’nın feshinden silah bırakmasına, siyasi reformlardan toplumsal barışın tesisine kadar kapsamlı, çok boyutlu ve çok aşamalı, özgün ve yenilikçi bir dönüşüm projesidir… Bu süreç iç cephemizi tahkim ederken aynı zamanda yeni bir bölgesel jeopolitiğin de temellerini atmaktadır. Kadim medeniyet mirasımızı stratejik değere dönüştüren adımlar, tarihimizin ve coğrafyamızın ruhuna aykırı müdahalelerin de önüne geçecektir. Terörden arınmış, kardeşlik hukuku ve toplumsal bütünleşme temelinde yükselen yeni dönem, stratejik akılla inşa edilen Türkiye Yüzyılı’nın en büyük kazanımlarından olacaktır!”



