YAZARLAR

TAHA EĞRİ / Suriye’de Yeniden Yapılanma: Ekonomi Politiğin Kırılgan Dengesi

Suriye‘de Aralık 2024’te yaşanan rejim değişimi, bir siyasal kırılmanın yanı sıra derin bir ekonomik yıkımın ardından bir yeniden yapılanma sürecinin başlangıcıdır. İç savaş, yaptırımlar ve kurumsal çöküşle ağır hasar alan Suriye ekonomisi, bugün hem acil toparlanma ihtiyacıyla hem de uzun vadeli iktisadi yeniden yapılanma zorunluluğuyla karşı karşıyadır. Bu sürecin en belirleyici özelliği ise yüksek kırılganlıklar üzerinde ilerlemesidir.

Geçiş hükümeti, ilk aşamada ekonomiyi dış yatırım için cazip hâle getirmeyi amaçlayan serbestleştirici adımlar atmıştır. İthalat-ihracat kontrollerinin gevşetilmesi, bazı kamu iktisadi teşebbüslerinin özelleştirilmesi ve kamuda istihdamın azaltılması bu yaklaşımın temel unsurlarını oluşturmuştur. Ancak bu adımlar; yaptırımların sürdüğü, finansal piyasalarda istikrarın sağlanamadığı ve işsizlik ile yoksulluğun yüksek seyrettiği bir ortamda uygulanmaktadır. Dolayısıyla ekonomik reformlar, sosyal risklerin son derece yoğun olduğu bir zeminde ilerlemektedir.

Savaş ve 2023 depremleri, başta elektrik, su ve ulaştırma altyapısı olmak üzere birçok alanda büyük tahribat yaratmıştır. Rejim sonrası ilk aylarda birçok bölgede günde yalnızca 2–3 saat şebeke elektriği verilebilmiş, Katar ve Türkiye desteğiyle bu sürenin 8 saate çıkarılması hedeflemiştir. Kasım 2025’te ise Şam’a 24 saat süreli elektrik hizmeti verilmeye başlanmıştır. Ancak enerji ve su altyapısındaki yetersizlikler, sağlık, eğitim ve sanayi dâhil olmak üzere tüm sektörlerin işleyişini doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle yeniden yapılanmanın ilk aşamasında, kamu hizmetlerinin asgari düzeyde işler hâle getirilmesi önümüzdeki aylarda kritik bir öncelik olarak öne çıkmaktadır. Bir yılını tamamlayan Ahmed Eş-Şara hükümetinin önünde çok çeşitli başlıklarda reform ve atılımlar yapacağı meseleler bulunmaktadır.

Suriye’nin yeniden yapılanma süreci fiziksel, toplumsal ve hukuki bir sorun alanıdır. Ülke genelinde konut stokunun önemli bir bölümü ya tamamen yıkılmış ya da ağır hasar görmüştür. Bu durum, mülkiyet hakları, yerinden edilme ve geri dönüş süreçlerini doğrudan etkilemektedir. Savaş sonrası dönemde konut politikalarının, geçmişteki dışlayıcı ve mülksüzleştirici uygulamalardan ayrışması hayati önem taşımaktadır. Aksi hâlde yeniden yapılanma, toplumsal gerilimleri azaltmak yerine derinleştirme riski taşımaktadır. Yerinden edilmiş nüfusun güvenli, gönüllü ve onurlu dönüşünü mümkün kılacak hukuki ve kurumsal çerçevenin oluşturulması bu nedenle merkezi bir başlık hâline gelmektedir.

Savaş öncesinde Suriye ekonomisinin temel taşıyıcıları sanayi ve tarım sektörleri iken, uzun yıllar süren çatışmalar bu iki alanı hem fiziksel hem de kurumsal açıdan zayıflatmıştır. Yeni yönetim, sanayi alanında devletin üretimden kademeli olarak çekildiği bir model öngörmekte ve özelleştirme yoluyla verimsiz kamu işletmelerinin yükünü azaltmayı hedeflemektedir. Buna paralel olarak organize sanayi bölgeleri ve serbest ticaret alanları aracılığıyla yerli ve yabancı yatırım çekilmesi amaçlanmaktadır. Ancak bu sürecin başarıya ulaşması, şeffaf ihale mekanizmaları, rekabet hukuku ve kurumsal reformlarla desteklenmediği takdirde ciddi riskler barındırmaktadır.

Tarım cephesinde ise savaşın yarattığı tahribata ek olarak kuraklık, girdi maliyetleri ve lojistik sorunlar gıda güvenliğini tehdit etmektedir. Bu nedenle tarım politikalarının küçük üreticiyi koruyan, gıda arzını güvence altına alan ve çevresel sürdürülebilirliği gözeten bir çerçevede ele alınması gerekmektedir. Aksi hâlde kırsal yoksulluk ve gıda güvencesizliği, ekonomik toparlanmanın önünde ciddi bir engel oluşturmaya devam edecektir.

Enerji sektörü, Suriye’nin ekonomik ve siyasi bütünleşmesi açısından kilit bir alandır. Enerji üretim sahalarının parçalı kontrol yapısı, arz güvenliğini zayıflatmakta; yakıt ve elektrik kesintileri ekonomik faaliyetleri baskılamaktadır. Bu nedenle kısa vadede mevcut rafineri ve santrallerin onarımı, orta vadede ise bölgesel entegrasyonu güçlendiren enerji anlaşmaları ön plana çıkmaktadır. Enerji sübvansiyonlarının yeniden tasarımı da sosyal denge açısından hassas bir başlıktır. Petrol üretim alanlarının şu anki yönetimsel durumunun nasıl şekilleneceği bir taraftan merkezi hükümetin gelirleri diğer taraftan da siyasal sistemin geleceği açısından belirleyici olacaktır.

Suriye’nin yeniden yapılanma süreci, büyük ölçüde uluslararası yaptırımların yarattığı sınırlar içinde ilerlemektedir. ABD ve AB yaptırımlarında sınırlı yumuşama adımları atılsa da bankacılık ve yatırım kanallarındaki riskler büyük ölçüde devam etmektedir. Bu durum, özel sektör yatırımlarının önünü tıkamakta ve dış iş birliklerini çoğu zaman niyet beyanı düzeyinde bırakmaktadır. 2025’in son aylarında ABD’nin yaptırımları kaldırması yeni yıl için umut vaat edicidir. Körfez ülkeleriyle kurulan ilişkiler, bütçe desteği, altyapı, enerji ve inşaat alanlarında somut adımlar ortaya konması ve yaptırımların gevşemesiyle yeniden yapılanma süreci hızlanacaktır. Son bir yılda Körfez sermayesi özellikle enerji, konut, altyapı ve liman işletmeciliği alanlarında yoğunlaşmıştır. Bu yatırımlar, yeniden yapılanmanın ilk aşamaları için önemli bir finansman kaynağı sunsa da uzun vadeli kalkınma açısından kurumsal çerçeveyle uyumlu hâle getirilmesi gerekmektedir. Aksi hâlde spekülatif yatırımlar, sosyal ve mekânsal eşitsizlikleri artırma riski taşımaktadır.

Serbest Piyasa-Kamu Dengesi

Yeni rejim ekonomik yeniden yapılanma sürecine yüksek beklentilerle ancak son derece kırılgan bir zeminde girmiştir. 1960’lı yıllardan itibaren kamunun etkin bir role sahip olduğu Suriye ekonomisinde, hızlı bir liberalizasyon ve erken özelleştirme adımları, kurumsal kapasite ve sosyal koruma mekanizmaları yeterince güçlendirilmeden uygulandığında ciddi toplumsal maliyetler doğurma potansiyeline sahiptir. İmzalanan iktisadi anlaşmalarda özel sektörün, özellikle Körfez şirketlerinin, merkezde yer aldığı görülmektedir. Bu yaklaşım serbest piyasa anlayışının yeni dönemde tercih edileceğini gösterse de riskler barındırmaktadır. Mevcut bürokrasi, girişimci ve toplumsal yapının iş yapma alışkanlıklarının iyi analiz edilmesi gerekmektedir. Ekonomik toparlanmanın kalıcı olabilmesi, altyapının onarılmasıyla birlikte kurumsal yapılanmanın güçlendirilmesine, hukuki güvenliğin tesisine ve kırılgan grupların korunmasına bağlıdır. Erken ve plansız özelleştirme politikaları ciddi tehlikeler barındırmaktadır. Bu tehlikeler işten çıkarmalar yoluyla işsizliğin artması, stratejik sektörler üzerinde yeni elitlerin hâkimiyet kurması ve devletin gelir tabanının aşınması olarak sıralanabilir. Dolayısıyla ekonomik yeniden yapılanma yalnızca fiziksel altyapının onarımına değil kurumsal kapasitenin güçlendirilmesine, yolsuzluğun sınırlandırılmasına ve kırılgan toplumsal grupların korunmasını temel almak zorundadır. Aksi hâlde geçiş yönetiminin özel sektöre yönelik hamleleri, eski düzenin yerini yeni elitlerin aldığı bir serbest piyasa sistemine dönme ihtimali bulunmaktadır.

Her ne kadar geçiş hükümeti reformist, dışa açık ve yatırım odaklı bir perspektife sahip olsa da kurumsal kapasite eksikliği, finansal kırılganlık ve hukuki belirsizlikler, reformların başarısını sınırlayan temel faktörler olarak öne çıkmaktadır. Bu nedenle ekonomik toparlanmaya yönelik politika adımlarında kurumsal yapıların ve siyasal kurumların merkeze alınması gerekmektedir. Mevcut geçiş hükümeti, elinde bulundurduğu kurucu güç sayesinde hem siyasal hem de iktisadi kurumları inşa edebilecek kapasiteye sahiptir. Bu fırsat iyi değerlendirildiği takdirde, Suriye’nin orta ve uzun vadede istikrarlı iktisadi büyüme ve kalkınma sürecine girmesi mümkün olacaktır. Suriye’nin önündeki asıl sınav, ekonomik yeniden yapılanmayı kısa vadeli finansman arayışlarının ötesine taşıyıp kapsayıcı ve sürdürülebilir bir kalkınma patikasına dönüştürebilip dönüştüremeyeceğidir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu