Serviks kanserine aşı

“1-31 Ocak Serviks Kanseri Farkındalık Ayı” nedeniyle Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Murat Öz, serviks kanseri ve tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler verdi. Prof. Dr. Öz, çoğu zaman yavaş ilerleyen serviks kanserinin, erken teşhis ve kişiye özel uygulanan doğru yöntemlerle tedavi edilebildiğini belirtti.
EN RİSKLİ YAŞLAR
Serviks kanserinin, en sık 30–50 yaş arasındaki kadınlarda görüldüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Öz, “Ancak yaş dağılımında iki dönemde zirve yapar. Biri 43, diğeri 61 yaş olmak üzere iki dönemde pik yaptığını görmekteyiz. Bu yaş dağılımının en önemli nedeni HPV enfeksiyonunun en sık görüldüğü yaşlar olan 20’li ve 40’lı yaşlardan 15-20 yıl sonrasına denk gelmesidir. Bu nedenle cinsel yaşam başladıktan sonra her yaşta risk vardır ve düzenli tarama büyük önem taşımaktadır” dedi.

HPV VİRÜSÜ RİSKİ ARTIRIYOR
Serviks kanserinin en önemli ve temel nedeninin, cinsel yolla bulaşan HPV virüsü olduğunu söyleyen Prof. Dr. Öz, “Yüksek riskli HPV tiplerinden özellikle HPV 16 ve HPV 18 tipleri, serviks kanserlerinin büyük bölümünden sorumludur” dedi. Ve serviks kanseri riskini artıran nedenleri şöyle sıraladı: “Erken yaşta cinsel ilişki, birden fazla cinsel partner, sigara kullanımı, bağışıklık sisteminin zayıf olması (özellikle böbrek ve karaciğer nakilli hastalar ve HIV enfeksiyonu gibi bağışıklık sistemini baskılayan durumlar.) Düzenli taramaların yapılmaması.”

BELİRTİ VERMEDEN SESSİZCE İLERLİYOR
SERVİKS kanserinin erken evrede genellikle belirti vermediğine dikkat çeken Prof. Dr. Öz, şöyle dedi: “Bu nedenle ‘sessiz’ bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Erken evrede tanı koyulan serviks kanseri genellikle tarama testleri sonucunda tanı almaktadır. Görülen ilk belirti ise cinsel ilişki sonrası kanama ve lekelenmelerdir. Bu şikâyetlerden biri varsa mutlaka kadın doğum uzmanına başvurulmalıdır. Serviks kanserinin ileri evrelerde görülebilecek belirtiler ise şunlardır; cinsel ilişki sonrası kanama, adet dışı veya düzensiz kanamalar, menopoz sonrası kanama, kötü kokulu vajinal akıntı, kasık veya bel ağrısı.”

HPV AŞISINI YAPTIRMAYI İHMAL ETMEYİN
PROF. Dr. Öz, servisk kanserini önlemenin yollarını şöyle sıraladı:
Düzenli smear ve HPV testleri, kanser oluşmadan önceki hücre değişikliklerini saptayarak, hastalığı önlemekte çok etkindir.
Serviks kanseri gelişiminde en önemli risk faktörü HPV enfeksiyonu olduğu için HPV aşısı, serviks kanserine neden olan HPV tiplerine karşı güçlü koruma sağlar ve hayat kurtarıcıdır.
HPV aşısı için ideal yaş aralığı henüz HPV ile karşılaşılmamış ve bağışıklığın güçlü olduğu 9-14 yaş arasıdır. Bu yaş grubundaki hem kız hem de erkek çocuklarına 2 doz şeklinde HPV aşısı yapılması önerilmektedir.
Daha büyük bireylerde de eğer HPV aşısı yapılmadıysa 3 doz aşılama yapılması önerilmektedir. Aşı yapılması için üst yaş sınırı bulunmamaktadır. Her yaştaki bireyler HPV aşılamasından fayda görmektedir.
HPV ile karşılaşmış, hatta HPV’ye bağlı kanser öncülü lezyonları bulunan ve tedavi edilen bireylerde aşılama yapılması kanser öncülü lezyonların tekrar etme riskini önemli oranda azaltmaktadır.
Aşı ve tarama birlikte uygulandığında serviks kanseri büyük ölçüde engellenebilir.
ERKEN TEŞHİS, TEDAVİ BAŞARISINI ARTIRIYOR
SERVİKS kanseri tanısının biyopsi ile konulabildiğini söyleyen Prof. Dr. Öz, “Tarama testlerinde (Pap- smear ve HPV DNA testleri) çıkan anormal sonuçlar doktorunuz tarafından değerlendirildikten sonra biyopsi kararı verildiğinde alınan biyopsi materyali patolojik olarak incelendikten sonra serviks kanseri tanısı konulabilmektedir. Tanı konulduktan sonra doğru tedavi yönteminin belirlenebilmesi için doktorunuzun ek testler ve görüntüleme yöntemlerine başvurması gerekmektedir. İyi bir fiziki muayene yapılması şarttır. Daha sonra hastalığın bölgesel yayılımının değerlendirilmesi için MR görüntüleme, uzak yayılımının değerlendirilmesi için de genellikle PET-BT görüntüleme yöntemlerine başvurulur. Bütün sonuçların değerlendirilmesinin ardından hasta için en uygun tedavi yöntemine karar verilmektedir. Tedavi hastalığın evresine, hastanın yaşına ve çocuk isteğine göre planlanmaktadır. Erken evrede çoğu zaman cerrahi yeterli olurken, ileri evrelerde cerrahi, radyoterapi ve kemoterapi gibi kombine tedaviler uygulanmaktadır” dedi.



