MANŞETLER

SDG için yolun sonu! Şam yönetiminden “temizlik” operasyonu: Sırada Deyrizor ve Rakka var

Bölgedeki istikrarsızlığın arkasında İsrail’in stratejik hedefleri olduğunu vurgulayan Uluslararası Güvenlik Uzmanı Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan, “Neden ikiliklerden bahsediyoruz? Birincisi; özellikle askeri anlamda bir entegrasyon öngörülmüştü SDG’nin tamamen burada yeni Şam yönetimiyle birlikte ortak hareket etmesi, bu süreç içerisinde tek bir orduyla yola devam edilmesi en önemli konuydu. Çünkü biz an itibariyle şunu görüyoruz ki SDG yapısı burada kendi daha öncesindeki militer yaklaşımını devam ettirmeye çalışıyor. İkincisi ise iktisadi olarak bir adım atılması öngörülüyordu. Burada özellikle Rakka, Deyrizor gibi bölgelerde petrol kaynaklarının Suriye halkı için kullanımı konusu son derece değerliydi. Bunu değerli izleyicilerimiz de hatırlayacaklardır, biz defaatle bunları dile getiriyoruz. Çünkü Suriye’de istikrarın sağlanması demek; siyasi, askeri, iktisadi, toplumsal her anlamda bunun bir karışımı, bunun bir birlikteliğiyle olması gerekiyor. Fakat bizim karşımıza çıkan konu maalesef ki Halep’te başlayan bu sürecin artık sistem içerisinde ne kadar büyük sorunları beraberinde getireceği gerçeği. Çünkü çok kırılgan bir yapı, çok kırılgan bir çizgi. Halep üzerinde bu çatışmanın alevlenmesi ki biz bunu daha öncesinde de aslında gördük; daha böyle sorunlu, daha geniş kapsamlı bir şekilde tırmanma eğilimi gösterebilir. Bunu söylememdeki en önemli neden, İsrail’in burada SDG yapısını araçsallaştırması bağlamında hareket edebilecek alanları oluşturmaya çalışması. Yani bu mutabakatın kırılganlığı maalesef ki İsrail’in oluşturmaya çalıştığı istikrarsız Suriye politikasıyla bağlantılı.” dedi. 

“KADİFE ELDİVEN İÇİNDEKİ DEMİR YUMRUK!”

Türkiye’nin güvenlik hassasiyetlerine ve bölgedeki stratejisine değinen Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan, “İsrail esasında bölgedeki bu jeopolitik denklemi bozmaya yönelik hareket ediyor ve özellikle siz de altını çizdiniz son derece dikkat çekici bir konu; Türkiye zaten buna hiçbir şekilde izin vermeyecek. Biz çok uzun süredir bölgede istikrarın sağlanması, aynı zamanda da yeni Suriye yönetiminin hem bölge hem de kendisi açısından her anlamıyla elverişli, uzun ömürlü, sağlam, yek bir şekilde devamlılığı için uğraşıyoruz. Ve Suriye’deki süreç bir yıl içerisinde gerçekten aslında çok yol katedildiğinin de bir göstergesi. Ahmet Şara’nın gerek Birleşmiş Milletler nezdinde yaptığı konuşma, gerek Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump’la yaptığı görüşme, yaptırımların kaldırılması bunlar son derece önemli adımlardı. Ama bir yandan da altını çizdiğiniz gibi Amerika, İsrail, SDG/YPG üçgeni içerisinde maalesef ki bölgesel jeopolitiğin ne kadar derin şekilde etkilenmeye çalışıldığını görüyoruz. Tom Barrack’ın açıklamaları zaten bölge yaklaşımının ikircikli olduğunu net olarak ortaya koyuyor. Fakat İsrail’in özellikle burada yapıyı operasyonel anlamda kullanmaya yönelik araçsallaştırdığı noktaları gözden kaçırmamak gerekiyor. Geçtiğimiz ay Washington Post’ta bir makale yayınlanmıştı, İsrail’in Suriye’deki gizli faaliyetleriyle ilgili olarak. Yani İsrail’i biz buradaki denklemden çıkaramadığımız için zaten ve İsrail’in Türkiye’yi Nager Komisyonu’nda da bir tehdit unsuru olarak algıladığını açıklamasından sonra biz sahadaki dinamiklere yönelik ne kadar fazla olaya dahil olduğunu da görmeye başladık. An itibariyle SDG/YPG dediğimiz yapıyı bir ara yüz haline getirdiler. Kendileri için bir araçsallaştırma olarak kullanıyorlar. Ama bir yandan da yine 2025 yılında Süveyda’da başlatılan Dürzi militanlar ya da araçsallaştırma üzerinden devam edilen bir durum var. Temel yaklaşımı İsrail’in ‘Davut Koridoru’nu burada kurmak ve buradaki işte Suriye’nin o yek yapısını ya da işte tek merkez odaklı yapısını bozmaya yönelik hareket etmek. Bunu artık net bir şekilde görüyoruz. Çünkü İsrail’in temel istediği güçlü bir Suriye yerine, güçlü bir İsrail’i destekleyecek istikrarsız bir Suriye. Dolayısıyla Türkiye ile taban tabana zıt şekilde ilerlediği bu süreci ne yapıyor? Maalesef ki arka kapıdan bir şekilde Türkiye’ye karşı, bölgeye karşı istikrarsızlaştırıcı bir hale getirmeye çalışıyor.” ifadeleri ile Türkiye’nin tavrının net olduğunu söyledi.

ANKARA-ŞAM HATTINDA STRATEJİK İŞ BİRLİĞİ

Haberin son bölümünde Türkiye’nin çift yönlü politikasına vurgu yapan Özcan, “Türkiye zaten bu coğrafya içerisinde özellikle Sayın Cumhurbaşkanı’nın da bahsettiği gibi iki politika takip ediyor. Bu iki politika hep böyle bir metafor üzerinden aslında anlamlandırılmış durumda: ‘Kadife eldiven içindeki demir yumruk.’ Şimdi biz zaten demir yumruğu bu coğrafya üzerinde 911 kilometrelik sınırımız da bulunan Suriye kapsamında askeri operasyonlarla çok uzun süre güvenliği sağlama açısından disiplinli, eğitimli bir şekilde burada devam ettik. Terörle mücadele sadece sahada değil istihbari anlamda, lojistik anlamda, mühendislik anlamda her anlamda devam eden bir süreç ve Türkiye zaten bunu bırakmadı. Ama bir yandan da dediğim gibi o kadife eldiven dediğimiz daha diplomatik, siyasi ve burada 10 Mart mutabakatını da aslında uygulayacak bir SDG’ye olan bir anlamda hani iş birliği devam ettirebileceğine ilişkin o süreci ilerletme adına verilen bir süreç ya da adımdı diyebiliriz. Fakat gelinen süreçte entegrasyondan, komutadan, birlikten bahsedemediğimiz gibi tamamen anlaşmazlıklardan bahsediyoruz. Suriye’nin tek devlet, tek ordu çerçevesinde ilerletilmesi gerekir. Yani burada tek devlet dediğimde lütfen hani bunu biraz daha böyle kimliklerin ya da işte diğer etnik unsurların, mezheplerin dışlandığı bir süreç olarak algılamasın kimse. Daha böyle Tom Barrack’ın hani her zaman karşımıza çıkardığı ademi merkeziyetçi ya da işte federalizm tipi yapıları temel almayacak bir bağlamda söylüyorum bunu. Bu nedenle de zaten buradaki bu yenilenme süreci ve stratejik adımların her birinin çok dikkatli güvenlik iş birlikleri içerisinde güçlendirilmesi gerekiyor. İsrail’in yaptığı temel motivasyon ya da temel ilerleme zaten bölgeyi bir istikrarsızlaştır, ikincisi istikrarsızlaşmış bir Suriye’de kendisi için alan açmak. Neden Golan Tepeleri’nde bu kadar ilerledikten sonra Trump yönetimi burayı İsrail’in olarak kabul etti uluslararası alanda? Daha öncesinde Kudüs’ü de zaten ilk döneminde Trump kabul etmişti. İşte Suriye’deki istikrar konusunda ben şuna inanıyorum ki; Netanyahu’nun Trump’la yaptığı iki görüşmede de hep Türkiye’yi şikayet etti. Ama Trump’ın yaklaşımı çok netti; Sayın Cumhurbaşkanı’na olan o kişisel iş birliği ve diplomatik dillerine atıfla bölgede Türkiye’nin temel alındığı bir çerçevede ilerleneceğini söyledi. Fakat İsrail’in burada takip edeceği hani az önce de bahsettiğim gibi bu arka kapı politikaları ya da buradaki süreçleri böyle işlevsel bir ara yüz olarak kullanma girişimlerinin her biri son derece tehlikeli. Dolayısıyla Türkiye’nin burada temel alacağı genel nokta; kendi güvenlik stratejisi ve ulusal çıkarları noktasında hareket etmek olacaktır. Kaldı ki Suriye’deki Şam yönetiminin, Ahmet Şara yönetiminin de Türkiye ile birlikte istikrar odaklı bölgesel bir jeopolitiği temel aldığını net bir şekilde görüyoruz.” ifadeleri ile Ahmet Şara yönetimiyle olan diyaloğun önemini dikkat çekti.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu