SALİH TUNA / Şer ittifakı


Önceki dönemlerde Almanya, en basit savunma silahlarının satışını bile terörle mücadelede kullanmama şartına bağlardı.
Silahlar değişti ama mantık değişmedi.
Zira F-35’ler İsrail‘e karşı kullanılmaması şartına bağlanıyor. Gerçi soykırımcı İsrail‘e kalsa hiçbir şartta Türkiye‘ye verilmemeli.
Bundan sebep, ABD Başkanı Trump, Türkiye adına İsrail’e güvence verdiği hâlde uçakları verip vermeyecekleri hâlâ meçhul.
Sizin anlayacağınız, Washington, parasını ödediğimiz mezkûr uçakları satma ihtimalini İsrail’in güvenlik sigortasına bağlayarak müttefiklik hukukunu bir nevi “şartlı tahliye” dosyasına çevirdi.
Peki İsrail’e onca silah verirlerken Türkiye’ye karşı kullanılmayacak şartı hiç söz konusu olmuş muydu?
Elbette olmadı, olmaz.
Dikkat isterim: NATO‘nun patronu mesabesindeki ABD, F-35’leri NATO üyesi Türkiye’ye vermek için NATO üyesi olmayan İsrail’e güvence vermek zorunda.
Tek başına bu bile ABD-İsrail ilişkisinin ontolojisini açığa çıkardığı gibi NATO üyeliğimizin ne menem bir şey olduğunu da vuzuha kavuşturmaya yeter.
***
Halbuki kim kime güvence vermek zorunda? Türkiye topraklarının bir kısmını kendilerine “vaat edilmiş topraklar” tesmiye eden İsrail, Türkiye’yi bölme ve parçalama girişimlerinin arkasındaki en etkin güç yine İsrail.
Dahası, enerji bahanesiyle Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan‘la ittifak kurarak Türkiye’nin nüfuzunu kırmayı hedefleyen de İsrail.
ABD’yi istediği gibi yönlendiren zaten İsrail.
O kadar ki bölgedeki her jetin rotası, her füzenin koordinatı sarsılmaz bir ABDİsrail işbirliğiyle belirleniyor.
Demem o ki, İsrail’in hedefindeyseniz ne kadar “uyumlu” olmaya çalışsanız da nihayetinde ABD’nin hedefine girmekten kurtulamazsınız.
Batı ile uzlaşma hayalleri kuran İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan‘ın geldiği aşama bunun trajik bir örneğidir.
Zira, Batı için İran, masaya oturulacak bir ortak değil, Huntington‘ın “Medeniyetler Çatışması” tezinde çoktan mahkûm edilmiş bir hedeftir.
İsrail’in, İran’ın yumuşama sinyallerini bir fırsat penceresi olarak değil, “önleyici imha” için “zamanlama avantajı” olarak gördüğü aşikâr.
Türkiye’ye bakışı İran’a bakışından pek farklı değil.
***
İsrail, sadece Türkiye’yi ve İran’ı değil, Suudi Arabistan‘ın bölgesel ağırlığını da tasfiye etmek istiyor.
BAE ile kurdukları karanlık ittifak, Suudi Arabistan‘ı parçalama planının bir parçası.
Suudi Arabistan’ın en büyük suçu da Çin‘in katkısıyla İran’la diyalog kurmak.
Uzun lafın kısası:
Ortadoğu’da masalar kalıcı barış için değil, İsrail’in çıkarlarına uygun şekilde yeni savaşların koordinatlarını belirlemek ve Türkiye gibi bölgesel aktörleri “şartlı müttefiklik” prangalarıyla dizginlemek için kuruluyor.


