PINAR YILDIZ YÜKSEL / Sessiz evlerin yükünü çocuklar taşıyor

Evler artık daha sessiz ama bu sessizlik huzurdan çok uzak. Konuşulmayan kırgınlıklar birikiyor, duygusal temas giderek kayboluyor. Anne-babalar aynı evde ama birbirleri ve çocuklarıyla iletişimleri yok. Bu görünmez kopuşun en ağır yükünü ise çocuklar taşıyor
İş hayatı, şehir koşturması, üst üste binen sorumluluklar evleri sessiz hale getirdi. Artık günlük rutinler tıkır tıkır işlerken iletişim geri plana atıldı. Anne-babalar, günlük hayatın gereği kadar sohbet edip kendilerini sessiz moda aldılar. Sorunlar yüksek sesle konuşulmazsa, ortada sorun yoktur psikolojisi çiftlere daha kolay gelmeye başladı. Bu derin sessizlikten ise en çok çocuklar nasibini alıyor.
Hayat akıyor, ev dönüyor, saatler geçiyor. Ama kimse kimsenin kalbine uğramıyor. Bu yeni bir kopuş biçimi. Kimse “bitti” demiyor. Kimse “yoruldum” diye masaya vurmuyor. Sadece anlatmaktan vazgeçiliyor. En tehlikelisi de bu zaten. Çünkü anlatmaya değmez hissi, ilişkilerdeki en derin kırılma noktasıdır. İnsan, anlaşılamayacağını düşündüğü yerde susar. Bir süre sonra da suskunluğa alışır.
Çocuklar bu sessizliği herkesten önce fark ediyor. Anne-baba oradadır ama erişilebilir değildir. Eşler içinse bu hal, birlikte ama yalnız yaşamaktır. Aynı yatağı paylaşmak, aynı hayatı paylaştıkları anlamına gelmez artık.
Konuşulmamış her şey, birikiyor. Bugün birçok aile dağılmıyor. Ama birbirine ulaşamıyor. Aynı evin içinde, ayrı dünyalarda yaşamayı normalleştiriyoruz. İşte bu durumu Psikolog Tuğçe Betül Şenel’le konuştuk. Şenel, son dönemde bu konuyla ilgili çok sorunla karşılaştıklarını ve çözüm için çiftlerin istekli olması gerektiğini söylüyor.

DUYGUSAL KOPUŞ BAĞIRARAK GELMİYOR
“Son zamanlarda danışmanlık odasında ve sahada sıkça karşılaştığımız bir tablo var: Evde kavga yok, bağırma yok, kapılar çarpılmıyor. Ama konuşma da yok.
İlk bakışta bu durum birçok aileye “iyi” hatta “ideal” görünebiliyor. Çünkü uzun yıllar boyunca sağlıklı aile kavgasız aile olarak kodlandı. Oysa psikoloji bize şunu net biçimde söylüyor.” Bir ilişkide sorun, yalnızca çatışmanın varlığıyla değil; duygusal temasın yokluğuyla da ortaya çıkar.”
Günümüzde birçok evde iletişim, duygu ve düşünce paylaşımından çıkıp lojistik bir bilgi alışverişine dönüşmüş durumda “Okul kaçta bitiyor? , Yemek var mı? Geç kalacağım.” Bu cümleler yanlış değil. Ama yalnızca bunlar varsa, bir eksiklik var demektir. Kısacası sessizlik her zaman huzur değildir.
Araştırmalar, özellikle uzun süreli ilişkilerde duygusal geri çekilmenin en güçlü kopuş göstergelerinden biri olduğunu ortaya koyuyor. John Gottman’ın ilişki çalışmaları, çiftlerde “taş duvar örme” olarak adlandırılan bu sessizliğin, yüksek sesli kavgadan çok daha yıpratıcı olduğunu gösteriyor. Çünkü burada taraflar birbirine zarar vermeye çalışmıyor; birbirine ulaşmaktan vazgeçiyor.
Sessiz evlerde çoğu zaman şu cümleleri duyarız:

Psikolog Tuğçe Betül Şenel
“Aslında bir problemimiz yok.”
“Herkes kendi halinde.”
“Kimse kimseyi üzmüyor.” Ama şunu sormak gerekir: Kim kimi gerçekten görüyor? Duygusal kopuş, bağırarak gelmez. Kapıyı çarpmaz.
Yavaş yavaş olur.
Önce paylaşılmayan bir gün başlar, sonra anlatılmayan bir kırgınlık eklenir. Bir süre sonra sevinçler de anlatılmaz olur. Ve ev, birlikte yaşanan ama birlikte hissedilmeyen bir alana dönüşür.
Psikolojik açıdan bakıldığında insanın en temel ihtiyaçlarından biri “duygusal olarak anlaşılma”dır. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde yer alan ait olma ve bağ kurma ihtiyacı, yalnızca fiziksel varlıkla değil; duygusal temasla beslenir. Bu temas olmadığında kişi kendini yalnız hissetmeye başlar, üstelik kalabalığın içinde.

Ve çocuklar sessizliği çok iyi duyar.
Bu durumdan en çok etkilenenler ise çocuklardır. Çünkü çocuklar söylenmeyeni hisseder. Araştırmalar, duygusal olarak mesafeli ailelerde büyüyen çocukların;
Duygularını tanımlamakta zorlandığını,
İhtiyaçlarını dile getirmekte çekingen olduğunu,
İlişkilerde ya aşırı uyumlu ya da aşırı mesafeli olabildiğini gösteriyor.
Evde kavga olmaması çocuğu korumaz, evde duygu olmaması asıl risktir.Ve iyi haber şu: Konuşulmayan yerden bağ kopar ama konuşulmaya başlanan yerden bağ yeniden kurulabilir. Yeter ki “sorun yok” demekle yetinmeyip, “bağ var mı?” sorusunu sormaya cesaret edelim.



