YAZARLAR

OKAN MÜDERRİSOĞLU / Küresel ‘güvenlik pandemisi’ karşısında Türkiye’nin şansı!

ABD’nin, Venezuela‘da “pilot proje” olarak uygulamaya koyduğu yeni doktrin, küresel sistem açısından tam manasıyla “güvenlik pandemisine” dönüştü. Suriye‘de, İran’da, Nijerya’da farklı gerekçelerle sınırlı askeri güç kullanımına yönelen “Trump Kafası (!)” ve arkasında dizilen prototipler, şimdiye kadar örtülü operasyonlarla sürdürülen faaliyetlerine yepyeni bir boyut kazandırmış oldu.
Venezuela’nın başkenti Caracas’ta Başkan Maduro‘yu hedef alan “devlet korsanlığı” da teyit etti ki… Uluslararası sistem; birbiriyle etkileşim hâlinde, sınır tanımayan, zincirleme ve hızla yayılan güvenlik tehditleri karşısında ciddi kırılganlıklar yaşamakta!
Tıpkı Kovid-19 pandemisinde olduğu gibi bu kez ABD’den yayılan güvenlik pandemisi de üç ana eksene oturmakta…
1- Sınır aşma özelliği.
2- Bulaşıcılık riski.
3- Sistemik çöküş tehlikesi!
Yakın zamana kadar güvenlik algısıyla ilgili değerlendirmeler daha çok bölgesel ölçekte ele alınmakta ama küresel nitelik kazanma ihtimali üzerinden yorumlanmaktaydı. Yani, askeri cephesi belli, siyasi cephesi geniş ama kontrol altında tutulabilen çatışmalardan söz ediliyordu. Bu nitelikteki uluslararası kuralsızlıklar bile dünyayı huzursuz etmeye, ekstra maliyetler çıkarmaya yetiyordu.
Örneğin,
Rusya-Ukrayna Savaşı… Avrupa güvenlik mimarisinin zafiyeti, enerji şoku, gıda fiyatlarında artış, kitlesel göç hareketleri ile kendisini gösterdi.
Gazze’deki İsrail Soykırımı ise… İnsanlık krizi yarattı, Kızıldeniz ve küresel ticaret yollarında güvenli akışı aksattı, tedarik zincirleri kopardı, yeni gerilimlerin tohumunu attı!
Fakat…
Bir devlet başkanının, profesyonelce yazılmış senaryo kapsamında önce narko-terörist ve gayri meşru ilân edilmesi, sonra bir şafak vakti güvenli bölgesinden silah zoruyla kaçırılması, derken New York’a götürülerek kurgulanmış yargı önüne çıkarılması… İşte bütün bu olaylar dizisi, global düzeyde yerleşik kurum ve kuralları bütünüyle alt üst etmekle kalmadı, tüm ezberleri de kırdı geçirdi!
Neden?
Çünkü, “Uluslararası sistemin bağışıklık mekanizmaları işlevsizleşti!”
Artık,
* BM Güvenlik Konseyi kilitlidir.
* Uluslararası hukuk caydırıcı değildir.
* Müttefiklikler hakiki güven vermemektedir.
* İğdiş edilen küresel normlar dahi seçici ve keyfi uygulanmaktadır.
Yaşadığımız gerçekliğini adı bence, “küresel bağışıklık yetmezliği sendromudur!”

***

İşte böylesine kaotik ve güvenlik pandemisi ile malûl dünyada; “Türkiye, jeopolitik kesişim kavşağında olmakla birlikte bağışıklık üretebilen nadir ülkelerden biridir!”
Suriye, Filistin, Karadeniz, Doğu Akdeniz, Kızıldeniz, Kafkasya hattı bu çerçevede okunabilir.
Hal böyle olduğu içindir ki…
Dünya; barıştan yana, küresel vicdana hitap eden, akıl ve mantık çizgisinde taraftar bulabilen, güven veren liderliğe hasrettir.
Türkiye ise belirsizlik yönetimini bilen, küresel etki gücü yüksek, sözü dinlenebilen, kıdemi ve tecrübesiyle tehlikeli güvenlik savrulmalarını önleyebilen bir liderliğe sahiptir.
Bir başka anlatımla…
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın şahsında karşılık bulan, Türkiye olgusu hem ülkemiz hem bölgemiz hem de evrensel istikrar için güçlü bir teminattır.
Görünür gelecek bize…
“Milli liderliğin, milli bağışıklığın, milli teknolojinin” önemini ve gerekliliğini tekrar tekrar gösterecektir. İşte bu nedenle, Erdoğan muhaliflerinin bile O’nun milli kimliğine sahip çıkma erdemi göstermesi de kıymetlidir!

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu