YAZARLAR

OĞUZHAN ERDOĞAN / Türkiye İçin Tarihi Bir Fırsat Ve Sınav: COP31

Dünyanın gözü bir kez daha Türkiye’ye çevriliyor. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin en yetkili organı olan Taraflar Konferansı’nın otuz birincisi, yani COP31, 2026 yılında Türkiye’de düzenlenecek. Bu başarı, ilk bakışta yalnızca diplomatik bir gelişmenin özetiyken, aslında arka planında çok daha derin anlamlar, fırsatlar ve sorumluluklar barındırıyor. Çünkü “COP” yalnızca bir çevre ve iklim toplantısı değil; ekonomiden siyasete, uluslararası ilişkilerden enerji politikalarına kadar pek çok alanı etkileyen dev ölçekli bir platform. Daha da önemlisi, küresel sistemin geleceğine yön veren kritik kararların alındığı, ülkelerin çevre ve iklim politikalarını masaya yatırdığı ve yeni bir ekonomik düzenin temellerinin atıldığı bir süreç. Dolayısıyla Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapması, kendisini küresel iklim yönetişiminin merkezine konumlandırma iradesinin güçlü bir göstergesi olarak da okunmalı. Nitekim diplomasi çevrelerine göre Türkiye’nin COP31’i üstlenmesi, uzun süredir vurguladığı “adaletli iklim politikası”, “ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar” ve “iklim finansmanına erişim” konularında dünya kamuoyuna güçlü bir mesaj verme fırsatı da yaratacak…

Türkiye’nin COP31’e Ev Sahipliği: Bir İklim Zirvesinden Fazlası

Taraflar Konferansı (COP), 1992 Rio Zirvesi‘nden bu yana 197 ülkenin katılımıyla her yıl düzenlenen, ülkelerin sera gazı azaltım hedeflerini, uyum politikalarını, iklim finansmanını ve karbon piyasalarının kurallarını belirlendiği, iklim değişikliğiyle mücadeleye ilişkin küresel politikaları ortaya koyduğu iklim diplomasisinin vitrini… Paris Anlaşması‘nı, Kyoto Protokolü‘nü ve Kayıp-Zarar Fonunun doğuşunu mümkün kılan süreçler de yine hep bu konferanslarda şekillendi. COP, aynı zamanda hükumet delegasyonlarını, sivil toplum kuruluşlarını, akademiyi, özel sektörü, uluslararası basını, gençlik hareketlerini ve yerel yönetimleri de bir araya getiren dünyanın nabzının attığı bir diplomasi arenası. Bu açıdan değerlendirildiğinde Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapması, ülkeye küresel gündemin en önemli başlığında söz söyleme fırsatı sunacak. Bu gelişme, hem prestij hem de sorumluluk demek.

Diğer taraftan Türkiye uzun süredir iklim diplomasisinde daha görünür bir aktör olma hedefi taşıyordu. Paris İklim Anlaşması’nın geç onaylanmasıyla başlayan süreçte, “ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar” ilkesinin Türkiye açısından nasıl yorumlanacağı önemli bir tartışma konusu olmuştu. Türkiye, kendisini gelişmiş ülkeler kategorisine sokan bazı teknik ayrımlar nedeniyle iklim finansmanına erişimde sorunlar yaşadığını uzun süredir dile getiriyordu. COP31’e ev sahipliği yapmak, bu tartışmaların yeniden ele alınması ve Türkiye’nin pozisyonunu daha güçlü biçimde ifade etmesi için tarihi bir fırsat niteliğinde. Zirve, Türkiye’nin iklim finansmanı, teknoloji transferi, yeşil uyum politikaları ve enerji dönüşümü gibi alanlarda uluslararası işbirliklerini artırması ve Türkiye’nin sürdürülebilirlik projelerini dünya kamuoyuna anlatması içinde benzersiz bir platform… Aynı zamanda Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapması bölgesel liderlik iddiasını güçlendirecek bir vitrin işlevi görecek ve Türkiye’nin uluslararası tanıtımında da “yeşil vitrin etkisi” yaratacak…

Küresel İklim Müzakerelerinde Türkiye Vitrini

Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapacak olması, ülkeyi aynı zamanda önemli bir sınavdan da geçirecek. Çünkü bu büyüklükte bir zirveyi düzenleyen ülkelerin bir anlamda “ev ödevini yapmış olması” da bekleniyor. Türkiye, son yıllarda dengeli bir enerji politikası izleyerek yenilenebilir enerji kapasitesini hızlı bir şekilde artırdı. Rüzgâr ve güneşte Avrupa’da beşinci, Dünyada ise 11. sırada yer alıyor. Nitekim yenilebilir enerji kaynaklarının toplam elektrik enerjisi kurulu gücü içindeki payı yüzde 60’ları aşmış durumda. 2053 net sıfır hedefi açıklandı, yeşil hidrojen konusunda çalışmalar devam ediyor ve karbon fiyatlaması için ulusal bir hazırlık süreci yürütülüyor. Türkiye Sıfır Atık Hareketi, döngüsel ekonomi modelleri ve yenilenebilir enerji kaynağı çeşitliliğiyle 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi’ne kararlılıkla yürüyor. Yeşil büyüme vizyonu ve net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda iklim değişikliğiyle mücadele etmek amacıyla 7552 sayılı İklim Kanunu ise Resmi Gazetede yayımlandı.

Tüm bunlar önemli ve olumlu gelişmeler. Bununla birlikte zorlu başlıklar hâlâ masada duruyor. Kömürden çıkış takvimi ve şehirlerde karbon yoğunluğunu azaltacak ulaşım politikaları daha güçlü kurgulanmalı. Sanayinin yeşil dönüşümü, özellikle sınırda karbon düzenlemesi (CBAM) kapsamında hızlandırılması gereken bir süreç. Tarımda iklim dayanıklılığı ve su yönetimi gibi konular da Türkiye’nin iklim gündeminin kritik başlıkları. COP31’in Türkiye’de yapılacak olması, bütün bu alanlarda daha iddialı ve daha somut adımlar atılması gerektiğini hatırlatıyor.

Enerji Dönüşümünde Fırsatların Yüzyılı ve Yerel Yönetimler

COP31’in Türkiye’de yapılacak olması, yenilenebilir enerji ve yeşil teknolojiler alanında büyük bir ivme yaratacak. Dünya artık fosil yakıtların döneminde değil; enerji verimliliği, yeşil hidrojen, batarya teknolojileri ve akıllı şebekelerin çağında yaşıyor. Bu dönüşüm, yalnızca çevresel bir zorunluluk değil, aynı zamanda büyük bir ekonomik yarışın parçası da. Türkiye’nin jeopolitiği, güneş ve rüzgâr potansiyeli, genç mühendis nüfusu ve sanayi kapasitesi göz önüne alındığında bu yarışta güçlü bir oyuncu olabileceği açık.

COP31, bu alandaki projelerin tanıtımı, uluslararası ortaklıkların kurulması ve yatırım çekilmesi açısından benzersiz bir fırsat sunacak. Özellikle yerel yönetimlerin bu süreçteki rolü de çok önemli. Çünkü iklim politikaları yalnızca ulusal düzeyde değil, yerel düzeyde de öncelikli. COP31 süreci, Türkiye’deki büyükşehirlerin ve yerel yönetimlerin iklim uyum stratejilerinin güçlendirilmesini de beraberinde getirecek. Şehirlerin ısı adalarıyla mücadele, bisiklet yolları, toplu taşıma, sıfır atık uygulamaları, yeşil alan politikaları, su yönetimi gibi konularda daha iddialı, daha bütüncül ve daha bilimsel politikalar üretmesi gerekecek. COP31, bu açıdan yerel yönetimler için de bir fırsat penceresi açıyor.

Türkiye, COP31’e ev sahipliği yaparak uluslararası arenada önemli bir sınav verecek. COP31’in Liderler Zirvesi İstanbul’da, ana konferans etkinlikleri ise uluslararası ulaşım, konaklama altyapısı ve daha önce 2015-G20 Zirvesi’ne ev sahipliği yapmış olması hasebiyle Antalya’da gerçekleştirilecek. Bu zirve, ülkenin yalnızca organizasyon kapasitesini değil, aynı zamanda iklim krizine bakışını, sürdürülebilir kalkınma vizyonunu ve küresel sistem içindeki yerini yeniden tanımlama fırsatı da sunacak. Bu zirve yalnızca bugünü değil, Türkiye’nin 2053 vizyonunu da şekillendirecek önemli bir kilometre taşı olacak.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu