NİHAT HATİPOĞLU / İnsanları kâfir diye nitelemeyin


Bildiğiniz gibi; iman herhangi bir şeyi yürekten kabul edip dille bunu ilan etmektir. Bir Müslüman için de iman, yüce Allah’ın birliğine ve Hz. Muhammed’in son elçi olduğuna inanıp dini emirlerin doğruluğunu kabul etmektir. Klasik anlamda imanın 6 şartını ve Kuran-ı Kerim ile sahih hadislerdeki bütün emir ve yasakları, hatta Kuran’daki her bilgiyi doğru kabul etmektir.
Müslüman olan kişi, yüce Kitap’taki ve sevgili Peygamberimizin söylediği kesin olan her emir ve yasağı kabul eder. İmanda pazarlık olmaz. “Şu Kuran ayeti bana göre doğru değil, eksiktir, çağa uymaz” gibi ifadeler zaten kişiyi İslam’ın dışına taşır. Dilerim hiçbir Müslüman böyle bir durumla karşılaşmaz.
İMAN-AMEL İLİŞKİSİ
İmanda tereddüt olmaz. “Hz. Musa peygamber değildir? Namaz farz değildir? Ahiret yoktur? Kişi günahlarından sorulmayacak?” gibi inanılması gereken temel konuların herhangi birini inkâr eden dinden çıkar. İman edilecek hususlar parçalanmaz. İhmal edilmez, kabul edilir.
Elbette bu konuların hikmeti araştırılabilir. Konuşulabilir. Kalbin mutmain olması için sorgulanabilir de. Ancak bu sorgulama; imansızlığa bahane bulmak için değil doğru olana teslim olmak üzere yapılmalıdır. Yoksa keyfi kabul ettim veya etmedim demek için değil.
İNKÂR ETMEDİKÇE MÜSLÜMAN’DIR
Ehli sünnet dediğimiz (Eş’ari-Maturidi) ekollere göre (ki bunlar ayetlere ve sahih hadislere dayanırlar) amel etmeyen bir kişi, amel edilmesi gereken hususları inkâr etmedikçe günah işlese bile Müslüman’dır. Dinden çıkmış sayılmaz. Bu anlamda amel, imandan bir parça değildir. Yani mesela; içki içen kişi günah işlediğinin farkında olarak içkiyi helal saymadıkça veya kumar oynamayı helal saymadıkça Müslüman’dır. Zina etse de, haram işlese de, kumar oynasa da (şirke girmedikçe) Müslüman’dır. Günahkâr Müslüman’dır. Tövbe eder. Durumu Allah’a kalmıştır. Diledi mi azap eder, diledi mi bağışlar.
Küçük ve büyük günah işleyenler için bu kural değişmez. Bu nedenle de ehli sünnet âlimleri günahkâr olan bir Müslüman’a “Sen kâfirsin” demez, diyemez. Zira bu metot ve bu yol (tekfir yolu) son derece tehlikelidir. Elbette bir Müslüman kul hakkı, zulüm, yalan, içki, kumar, zina, iftira vs. bütün günahlardan uzak durmalıdır. Ama bu günahlar veya çirkinlikleri makul ve helal saymadıkça dinden çıkmaz. Bu günahları işleyen (hatalı olduğunu kabul ettikten sonra) Müslüman’dır. Günahkâr Müslüman’dır.
DİĞER MEZHEPLER NE DİYOR?
Haricilere göre büyük günah işleyen dinden çıkar. Hatta bazı Haricilere göre küçük günah işleyen bile dinden çıkar. Mutezile’ye göre büyük günah işleyen küfre girmez ama imandan çıkar. Ortada bir pozisyondadır. Bu hâlden tövbe etmezse cennete giremez.
MAİDE SURESİ’NDEKİ DETAY
Maide Suresi’nde 44, 45 ve 47. ayetler dikkat çekicidir. Bu üç ayette “Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler kâfir, fasık, zalim” olarak nitelendirilmişlerdir. Bu ayetler indiğinde 44. ayetin Yahudiler ve Müslüman olmayanları, 45. ayetin Yahudileri ve 47. ayetin Hıristiyanları hedef aldığı görülür. Zira bu ümmetler dinlerini, Allah’ın emirlerini değiştirdiler. Bundan dolayı kınandılar.
ÂLİMLERİN YORUMLARI
Mutezile âlimi olan Zemahşeri bu ayetlerin yorumunda şöyle der: “Bu ayetler Allah’ın indirdiğini küçümseyenler hakkındadır. Allah’ın ayetlerini küçümseyerek onunla amel etmeyen dinden çıkar.” Nesefi de aynı kanaattedir. Kurtubi, “Haramı helal sayarak Allah’ın ahkâmını inkâr edenler hakkındadır bu ayetler” der. Beyzavi ve Ebu Suud’un yorumu ise şöyledir: “Allah’ın indirdiğini hafife alıp küçümseyen ve inkâr edenleredir bu ayetler.”
İbni Cevzi, “Bir Müslüman diğer din mensuplarının kendi kitaplarında yaptığı gibi (tahrif) Allah’ın indirdiği Kuran’daki herhangi bir hükmü bilerek inkâr ederse kişi dinden çıkar. Ayetler buna işarettir” der. Kısacası, Kuran’daki bir hükmü hafife alan, yetersiz gören, gereksiz gören, yanlışlayan kişinin durumu tehlikelidir demiş oluyor.
***
PEYGAMBERİMİZ KARŞI ÇIKTI
Hz. Peygamber’in tekfir kapısını açmadığını şu örneklerde görebiliriz:
1. Hz. Peygamber, Medine Mescidi’ndeki güçlü münafıkları biliyor ama onların mescide gelmelerine engel olmuyordu. Hatta onları deşifre de etmiyordu.
Bu isimleri sadece Hz. Huzeyfe biliyordu ve kimseye bu listeyi vermemişti.
2. Nisa 94. ayet; Müslümanım diyen bir kişiyi “Korkudan Müslüman oldu” varsayımıyla öldüren kişiler hakkında indi: (Dünya menfaati için) “Size selam verene sen mümin değilsin demeyin.”
3. Hz. Mikdad ve Usame, “Müslümanım” diyen birini öldürdüler. Efendimiz bu iki hadisede de bu sahabileri sert bir şekilde eleştirdi.
4. Hz. Peygamber (SAV), münafıkları bütün aykırı işlerine rağmen öldürtmemiştir.
TEKFİR DEĞİL TEBLİĞ
İnsanları İslam dışına itmeye gayret eden anlayış kişilere fayda değil zarar veriyor. Kişiye, “Sen kâfirsin, İslam dışısın” demenin neye katkısı var? Bu yolla insanları İslam’dan tamamen uzaklaştırıyoruz. Kapıları kapatıyoruz. Mısırlı İslam âlimi, doktriner Mustafa Meşhur’un şu sözü son derece isabetlidir: “Nahnü duat, lesna kudat”, yani “Biz kadı değil, davetçiyiz.”
Kişiler hakkında iman-küfür kararı veren kadı, yargıç değil, İslam’a çağıran davetçiyiz sözü düşünmeye değer. Bu ilke İslam’ı tebliğe, gerçeği söylemeye engel de değildir. İnsanlara karşı büyüklenmek, kibirli davranmak, insanları tufanda görmek, cehennem ehli görmek yanlış bir yoldur. Hz. Ali’yi şehit edenler de onun İslam’ını yetersiz görenlerdi.
İnsanlık akıl, vicdan, bilim ve rasyonel düşünceyle kendilerine yol arıyor. Onları anlayın. İnsanlara saygı duyun. Kıble ehli tekfir edilmez. Kendi hâlinize bakın. İnsanları bölmek, düşman etmek doğru bir metot değildir. İnsanları Kuran’a, Hz. Muhammed (SAV) ve İslam’ın nezih anlayışına davet edin. Siz kadı değilsiniz.



