NEBİ MİŞ / Mutabakata uyulmadığında kapsayıcı düzen nasıl kurulacak?


PYD-SDG‘ye yönelik olarak “Şam ile yaptığınız mutabakata uyun” diye baskı yapıldığında DEM Partililer ve bunlara eklemlenen diğer bazı siyasiler, “siz Kürtlerin haklarına karşısınız”, “Kürtlere saldırı çağrısı yapıyorsunuz” gibi açıklamalarla siyasi propagandaya başvuruyorlar.
Bu tip açıklamalar, Halep‘in Şeyh Maksut ve Eşrefiye mahallerinin YPG’den arındırılması sürecinde yüksek sesle tekrar edildi. DEM Partililer, 2015-2016’da PKK’nın terörü şehirlere taşıdığı hendek ve çukur eylemleri sırasında dile getirdikleri söylemlerin aynısını, Halep operasyonu sürecinde bu kez SDG için de tekrarladılar. Yine Türkiye‘yi, iktidarı ve devleti suçladılar.
DEM Parti’nin eşbaşkanları yaptıkları açıklamalarda, SDG’nin Halep’te “Suriye‘nin çoğulcu ve demokratik geleceği için direndiğini” söylüyorlar. Bu açıklamalar çok tanıdık. Yıllardır PKK terörünü de benzer açıklamalar üzerinden savundular.
DEM Partililer ve ona eklemlenen bazı siyasetçiler, hakikati konuşmaya ve tartışmaya yanaşmıyor. DEM Partililer baskı altında olduğu için bu siyasi propagandayı tekrar ediyor diyelim. Peki, DEM Partili olmadığı halde bu söylemlere eklemlenenlere ne demeli?
PYD-SDG’ye yönelik bir eleştiri yapıldığında bunun Kürtlere yapılıyor gibi sunulması yanlış. Türkiye ve Suriye’de Kürtlere en büyük zararı PKK/YPG ve türevlerinden oluşan terör örgütleri verdi.
PYD-SDG’nin mevcut pozisyonuna destek vererek, Türkiye ve yeni Şam yönetimini suçlayanlara sormak gerekiyor.
Madem ki, Suriye’nin toprak bütünlüğü temelinde kapsayıcı ve demokratik geleceğinden bahsediyorsunuz. Tamam bu herkes için olması gereken bir beklenti. O halde, bir ülkede ayrılıkçı bir ajanda güderek, Suriye’nin en önemli şehirlerinden biri olan Halep’in, bazı mahallelerinde havan topu, tanksavarlar ve ağır makinalı tüfeklerle devlet içinde ayrı bir devlet gibi hareket eden bir yapı varsa, kapsayıcı, demokratik ve istikrarlı bir ülke nasıl inşa edilecek?
YPG-SDG, bu ağır silahları ve intihar dronlarını kime karşı kullanmaktadır? YPG’nin burada yaşayan sivilleri canlı kalkan olarak kullanmasına niçin tek bir cümle söylemediniz?
Şam yeni yönetimi, 1 Nisan’da Halep’teki bu mahallerden, ağır silahlarıyla birlikte YPG’lilerin Suriye’nin kuzeyine gitmesini istemiş ve Halep’in iç güvenliğinin Suriye İçişleri Bakanlığı güçleri ile SDG’ye bağlı asayiş güçlerinin birlikte sağlamasında anlaşmıştı.
10 Mart Mutabakatı gibi, Halep ile ilgili 1 Nisan’da uzlaşmaya varılan mutabakata PYD-SDG’nin uymamasını niçin görmezden geliyorsunuz? Bir yıldır, Şam ile SDG herhangi bir meseleyi müzakere etmek için bir araya geldiğinde, PYD’nin Suriye güvenlik birimlerine saldırıda bulunması sizin için hiçbir şey ifade etmiyor mu?
PYD-YPG, iç savaş sürecinde Baas rejimi ile işbirliğine gitti. Kendisinden olmayan her örgütlü yapıyı şiddet kullanarak etkisizleştirdi. Kendinden olmayan, Kürtler dahil, etnik ve dini yapıları yerinden etti. Yeni Suriye yönetimi döneminde de bu politikalarından vazgeçmedi.
Buna rağmen, Suriye yeni yönetimi ve Türkiye SDG’ye yeni bir fırsat tanıdı. Bir senedir, telkinlerde bulunuyor. Başka ülkelerin aparatlığını bırakmasını istiyor.
İsrail’in böl, parçala, zayıflat stratejisinin payandalığına devam etme diyor. İsrail ile kurduğun hat seni korumaz aksine tüketir uyarısını yapıyor.
Bu uyarıları yapmasının neresi yanlış. SDG’ye, “Suriye yeni yönetimi ile imzaladığın anlaşmaya uy, değilse sonuçlarına katlanırsın” demenin neresi Kürt düşmanlığı?
Mutabakata uymayan, silahlı saldırılara devam eden, yeni yönetimi reddeden, kendi kontrol ettiği alanlarda, baskı ve şiddet kullanmaya devam eden bir yapının çoğulcu ve demokratik gelecekten bahsetmesi siyasi propagandadan başka bir şey değildir.
Halep operasyonu sonrası, SDG/ YPG’nin içindeki terörün devam etmesinden yana olan ve İsrail’ ile hareket eden yapılar, saldırılarına devam edecektir. Uzlaşmayı engellemeyi sürdürecektir. Yeni Suriye yönetimi ise topyekûn bir operasyondan daha çok SDG’ye baskıyı artırarak özel hedefli operasyonlarını sürdürecektir.



