YAZARLAR

NEBİ MİŞ / Mesafe giderek açılıyor

Kurumsal muhalefet ile toplumsal muhalefet arasındaki mesafe derinleşiyor.
Muhalefet partileri, çoğu zaman genel kamuoyunun ve kendisini destekleyen sadık seçmenlerinin gerisinde pozisyon alıyor. Bunu, her yeni küresel gelişmede ya da ülkemizi ilgilendiren dış politika konularında yeniden ve yeniden teyit ediyoruz.
İddiası olan partilerden; refleks veren ve günlük tepki siyasetine mahkûm olan değil, yön tayin eden ve stratejik vizyon çizen bir siyaset inşa etmesi umulur. Ortaya koyulan vizyon çerçevesinde de toplumun meselelere yaklaşım sergilemesi beklenir.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AK Parti 23 yıldır iktidarda. Bu iktidar döneminde, bölgesel krizlerden küresel güç dengelerine, savunma sanayiinden enerji jeopolitiğine kadar uzanan geniş bir alanda Türkiye, edilgen bir ülke olmaktan çıkıp, küresel bir aktör haline geldi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve partisini, özellikle dış politika konusunda, sadece kendi tabanı değil, toplumsal muhalefetin önemli bir kısmı da destekliyor. İcraatını, uluslararası diplomasideki başarısını ve duruşunu takdir ediyor. Erdoğan döneminde izlenen dış politika, toplumsal direnci besleyen, ulusal özgüveni artıran, devlet kapasitesini görünür kılan ve en nihayetinde seçmen nezdinde güven üreten bir alan olarak öne çıktı.
Suriye meselesinden Karabağ’a, Libya’dan Ukrayna Savaşı‘na, Filistin meselesindeki duruşundan kriz ve savaş bölgelerindeki arabulucu ve kolaylaştırıcı misyonuna kadar uzanan geniş yelpazede Türkiye’nin oyun bozucu ve oyun kurucu rolü, toplumun önemli bir kesiminde karşılık buldu.
Toplum dış politikayı, rasyonel bir çerçeveden doğrudan güvenlik, ekonomi ve beka ile ilişkilendirerek okuyor. Dünyada ne olup bittiğini, gerçekten ama gerçekten kurumsal muhalefet ve onun liderler ve politika üretici kadrolarından çok daha iyi anlıyor.
Türkiye’nin küresel sistemde öne çıkan ülkelerden biri olmasını, kriz alanlarında inisiyatif alabilmesinin somut bir kazanım olduğunun bilincinde. Kurumsal muhalefet gibi, iktidarın bu konudaki çabasını dış politika milliyetçiliği üzerinden sembolik bir hamle olarak okumuyor.
Kurumsal muhalefetin öncü partisi CHP ve Genel Başkanı Özgür Özel‘in dış politika konusundaki yanlış duruşunun son örneği, ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Maduro’ya yönelik operasyonunda bir kez daha ortaya çıktı.
Özgür Özel’in doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türk dış politikasını hedef alan açıklamaları, kendi tabanını da rahatsız etti. Özel’in açıklamaları, küresel güç mücadelesini okuyamayan, devlet aklıyla temas etmeyen, rasyonellikten uzak bir tepki siyaseti olarak algılandı.
İktidar ya da muhalefet ayrımı olamadan kamuoyunun ekseriyeti ABD müdahaleciliğini; küresel güç rekabeti, devlet egemenliği, uluslararası hukuk ve yeni sömürgecilik üzerinden değerlendirirken, CHP yönetimi ise iç politika refleksleriyle, stratejik zemini boş ve ahlaki bir pozisyon bile üretemeyen bir bakış açısıyla ele aldı.
Toplumsal muhalefet, desteklediği partinin olgunlaşmamış ve hatta ergen tavrı olarak gördüğü politika reflekslerine kızıyor. Kendini temsil edebilecek bir parti olmayınca da umutsuzluğu derinleşiyor. Kaygıları artıyor.
Burada kritik soru şudur: Kurumsal muhalefet, kendi tabanının sezgisel okumasının bile gerisinde kalıyorsa, kime liderlik edecektir?
Dış politika, slogan atılarak yönetilecek bir alan değildir. Belirsiz ve krizli bir çağda dış politika yapımı, her şeyden önce devlet kapasitesini önceleyen, toplumsal direnci artıran, uluslararası güç dengelerini iyi okuyan, uzun vadeli çıkarları öngören bir vizyon meselesidir.
Kurumsal muhalefet bu vizyonu üretemediği için, toplumun çok gerisinde kalıyor. Fark giderek açıldığı için de toplumun önüne geçip liderlik etmesi imkânsız gibi görünüyor.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu