NEBİ MİŞ / Kapasitesi ve direnci her geçen gün artan Türkiye


Türkiye’nin devlet kapasitesi ve ulusal direncinde yakaladığı ivme, her alanda çarpan etkisiyle büyüyerek yükseliyor.
Bu, altı boş olan soyut bir analiz değil. Ülkemizle ilgili gerçekten her gün gurur duymamız gereken yeni bir gelişmeye şahit oluyoruz. Dün, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türkiye‘nin temmuz ayında Cumhuriyet tarihinin en yüksek aylık ihracat rekorunun kırıldığını açıkladı. 2025 yılının altı ayında mal ihracatında artış sağlanmış, temmuz rekoru 24.9 milyar dolarak gerçekleşmiş.
Yine dün İtalyan gazeteleri, Baykar ile Leonardo ortaklığındaki yeni gelişmeleri manşete taşıyarak, TB3 insansız hava aracının son montajının ocak ayında İtalya‘daki fabrikada yapılacağını duyurdular. İtalyanlar, “Dronların Ferrarisi’nin üretileceğini” belirterek, Baykar’ın insansız hava aracında küresel ihracatın yüzde 65’ine hâkim olduğunu övgüyle duyurdular.
Dünya medyası yine dünkü haberlerinde; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ASELSAN Gölbaşı Yerleşkesi’nde düzenlenen, Gelecek 50 Yıla Atılan Temeller, Çelik Kubbe Teslimatları, Tesis Açılışları ve Oğulbey Teknoloji Üssü Temel Atma Töreni’nde yaptığı konuşmaya geniş yer ayırdılar.
İsrail ve Yunanistan medyası başta olmak üzere küresel haber ajansları; Çelik Kubbe’nin hava savunmasında dünya çapında fark yaratacağını, bunun Türkiye için bir dönüm noktası olduğunu geniş bir çerçeveden analiz ettiler. Türkiye’nin savunma sistemlerinde “sadece bölgesel değil, küresel bir oyuncu” haline geldiğini özellikle vurguladılar. İnsansız hava araçlarının küresel lider üreticisi olarak, ihtiyaç duyduğu savunma ekipmanlarının çoğunu Türkiye’nin kendisinin ürettiğini belirttiler.
Çoklu krizler ve belirsizliklerin yaşandığı bir dönemde Türkiye, gerçekten de dünyada öncü bir konuma yerleşmiş durumda. Sertleşen siyasi rekabette ve yükseltilmeye çalışılan toplumsal kutuplaşmada, Türkiye’nin bu istisnai ve yön tayin edici konumunun tam farkında olmayanlar var.
Muhalefet çevreleri, siyasi rekabette avantaj sağlamak için geleceğe yönelik karamsarlığı ve umutsuzluğu derinleştirecek söylemlere başvurmayı bir strateji olarak benimsemiş olabilirler. Bunun üzerinden özellikle gençleri hedef kitle olarak belirleyip, onların umutlarını kırarak, özgüvenlerini aşındırarak kaygı siyaseti ile kendi desteklerini artıracaklarını düşünebilirler.
Bu bakış açısının ne Türkiye’nin geleceğine ne de muhalefet çevrelerine bir faydası olmaz. Muhalefetten bahsederken, sadece siyasi partileri kastetmiyorum. Muhalefeti destekleyen, muhalefete yön tayin etmeye çalışan, fikir desteği veren çevreleri de buraya dahil ediyorum.
Tabii ki muhalefet, kendi alternatif politika önerilerini, iktidarın eksikliklerini söyleyecektir. Ama muhalefet sürekli negatif siyasete hapsolduğunda, kendisi de bu karamsarlığın bir parçası olduğunun farkına varması gerekir. “Gelecekten kaygılı” olarak işaretlediği toplumsal kesimlerin kaygısında, muhalefetin bizzat kendisinin ürettiği maliyetin etkisi çok yüksektir.
Bunu muhalefet parti ve yöneticileri görmese de, iktidara mesafeli çevreler çok sarih bir şekilde muhalefetin ürettiği maliyeti görüyorlar. Destekledikleri parti ya da liderin Türkiye’yi yönetebilecek kapasitede olmamasından hayal kırıklığı duyuyorlar.
Mevcut durumda Türkiye; toplumsal direncini artırmada, siyasal ve yönetsel yapısının kırılganlığını azaltmada, teknolojik altyapısını ve savunma yeteneklerini geliştirmede önemli bir mesafe almıştır. Dış politika araçlarını ve devlet kapasitesini güçlendirmiştir.
Gelir dağılımının iyileştirmesi başta olmak üzere yol alınması, düzeltilmesi ve iyileştirilmesi gereken önemli başlıklar tabii ki var. Buralarda var olan sorunlara da direnci ve kapasitesi her geçen gün yükselen özgüvenli bir Türkiye’de daha kolay çözüm bulunacaktır.