İLKER GEZİCİ / Evdeki sessiz tehdit

Edebiyat bir kez daha sinemaya ilham oldu. Romanlardan beyazperdeye eklenen filmler halkasına yeni bir film daha eklendi. Freida McFadden’ın 2022 yılında yayınlanan ve 12 milyondan fazla satan The Housemaid kitap yine aynı isimle Hizmetçi seyirciyle buluştu. Son yılların öne çıkan yıldız isimleri Sydney Sweeney ve Amanda Seyfried’ın başrolünde yer aldığı film ABD’de vizyona girdiği ilk hafta sonunda gişede büyük bir başarıya imza attı. Film ABD’de 75 milyon dolar, dünya genelindeyse 133 milyon dolar hasılat elde etti. Yönetmen koltuğunda Paul Feig’in oturduğu film geçmişini ardında bırakıp yeni bir hayat kurmak isteyen Millie’nin (Sydney Sweeney), dışarıdan kusursuz görünen varlıklı Winchester ailesinin yanında çalışmaya başlamasıyla birlikte gelişen olayları anlatıyor.

Millie çok geçmeden, bu ihtişamlı hayatın kapılarının ardında dönen karanlık ve güç dolu bir oyunun içine sürüklendiğini fark ediyor. İlk bakışta kusursuz ve ihtişamlı görünen Winchester ailesinin evi, filmde sadece bir mekan değil hikayenin yönünü sessizce belirleyen başlıca unsurlardan biri. Özenle döşenmiş odalar, göz alıcı detaylar ve kusursuz gözüken ev düzeni, yerini tarif edilmesi güç bir huzursuzluğa bırakıyor. Millie için bu ev, geçmişini geride bırakma umudu taşıyan bir başlangıç gibi görünse de Amanda Seyfried’in hayat verdiği Nina Winchester ve evin katı kuralları, zamanla görünmeyen ama giderek ağırlaşan bir baskıya dönüşüyor.

Bunun en büyük etkeni ise Millie’nin kocası Andrew. Brandon Sklenar’ın canlandırdığı bu karizmatik karakter, filmin ilk yarısında tamamen evin sevgi dolu iyi niyetli babası rolündeyken, ikinci yarıda zıt bir profille karşımıza çıkıyor ve izleyiciyi şaşırtıyor. Millie ile nasıl tanıştıklarını öğrendiğimiz bu son bölümde, Nina’ya ve uğruna evinden kovduğu karısına uyguladığı psikolojik ve fiziksel şiddet sebebiyle bir anda bütün nefreti üzerinde toplamayı başarıyor Andrew. Başlarda Millie ile Nina arasında hangisinin daha kötü ya da sırlarla dolu olduğunu düşünürken Andrew onları solluyor adeta. Ters köşeleriyle dikkat çeken senaryo, bazı anlarda bilinçli olarak seyirciyi yanlış izlere sürüklüyor. Her şeyin çözüldüğünü sandığınız anda yeni bir katman açılıyor ve film, “kurban” ile “fail” kavramlarını bulanıklaştırmaktan çekinmiyor. Finali ise yüksek sesli bir patlamadan ziyade, içe işleyen bir rahatsızlık duygusuyla noktalanıyor; film bittikten sonra da akılda kalmayı başarıyor. Daha fazla spoiler vermeden bu nitelikli gerilim filmini izlemenizi tavsiye ederim. Filmin devamının da çekileceği bilgisini paylaşayım.

İKİ GÜÇLÜ OYUNCULUK
Öte yandan Hizmetçi, yalnızca psikolojik gerilimiyle değil, aynı zamanda iki farklı yıldız profilini aynı hikâye içinde buluşturmasıyla dikkat çekiyor. Amanda Seyfried ve Sydney Sweeney, bugün Hollywood’un popülerlik skalasında yan yana anılsalar da, aslında sinema endüstrisinin iki ayrı dönemini ve iki farklı kadın oyuncu modelini temsil ediyor. 40 yaşındaki Amanda Seyfried’ın, gençlik filmleriyle başlayan yolculuğu, müzikal sinemanın parlak dünyasından (Mamma Mia!) sert biyografik rollere (Lovelace, Mank) uzandı. Kariyeri sessiz ama istikrarlı biçimde olgunlaştı; The Dropout’ta Elizabeth Holmes’u canlandırırken sergilediği performans, onu televizyonun da en güçlü dramatik yüzlerinden biri hâline getirdi. Hatta bu rolle Emmy ödülü bile aldı.
Sydney Sweeney ise çok daha farklı bir iklimin yıldızı. Dijital çağın hızla tüketilen ama aynı hızla tartışılan figürlerinden biri. Euphoria dizisindeki Cassie karakteriyle dikkat çekti. O, oynadığı rollerin yanı sıra beden politikaları, sosyal medya görünürlüğü ve popüler kültürdeki konumuyla da sürekli gündemde olan bir isim. 28 yaşındaki güzel oyuncu henüz dar bir filmografiye sahip olsa da birbirinden farklı rollerle izleyici karşısına çıkmaya devam ediyor. Tarantino’nun Bir Zamanlar Hollywood’unda da oynadı, Marvel evreninin süper kahramanı Madame Web’te de… 26 milyon takipçili sosyal medya hesabıyla attığı her adım izlenen Sweeney, bir cazibe merkezi olmasının ötesinde sinema kariyerinde farklı ve güçlü rollerle adından uzun süre bahsettireceğe benziyor.
VİZYONDA ÖNE ÇIKANLAR
Şafak Sezer’in Kalender karakteriyle başrolünde yer aldığı 2017 yapımı Ketenpere filmi 9 yıl aradan sonra yeni macerayla devam ediyor. Yapımcılığını Polat Yağcı’nın üstlendiği, senaryosunu Şafak Sezer’in yazdığı yönetmenliğini Doğuş Onur Karasu’nun üstlendiği devam filmi Ketenpere: Dalavere vizyondaki yerini aldı. Film, ilk filmde figüran olarak yer alıp cezaevine düşen Kalender karakterinin sonraki maceralarını konu alıyor. Kalender, hapisten çıktıktan sonra sakin ve düzenli bir hayat kurmaya niyetlense de yine olayların içine çekilir. En büyük hayali olan film şirketini kuran Kalender’in yeni hedefi ilk filmde kendisini ketenpereye getiren Vefa’yla (Mehmet Esen) birlik olup uzaylılara takık, zengin iş insanı Feza’nın (Uğur Aslan) altınlarını almaktır. Bu kez ünlü bir iş insanı Feza ve eşi Aydan’ın (Büşra pekin) yatırımıyla sahte bir film çekimi düzenlemek ister ancak bunun ardında bir “dalavere” yani hileli plan vardır. Planlandığı gibi gitmeyen “film çekme planı” ile Kalender ve arkadaşları, dalaverelerle dolu yeni maceralara atılırlar.

Bedran Güzel’in yönettiği Kardeş Takımı 3, serinin final filmiyle ailece izlenebilecek bir maceraya imza atıyor. Aslı ve Serkan, Yıldız Taşı görevini tamamlamak için tüm aileyle birlikte zamanda yolculuğa çıkar. Kendilerini geçmişin farklı dönemlerinde bulan ekip, bugüne kadarki en zorlu sınavlarını verirken cesaret, dayanışma ve aile bağları ön plana çıkıyor. Film, seriyi eğlenceli ve duygusal bir finalle noktalıyor.
Park Chan-wook imzalı Başka Yolu Yok (No Other Choice), kara mizah ve suç unsurlarını harmanlayan çarpıcı bir yapım. 25 yıl çalıştığı kağıt şirketinden kovulan bir adam, işsiz kaldığı günlerin ardından rakiplerini birer birer saf dışı bırakmaya başlar. Lee Byung-hun ve Son Ye-jin’in yer aldığı film, çaresizlikten doğan öfkeyi ve ahlaki sınırların giderek silinmesini sert ama ironik bir dille ele alıyor.



