YAZARLAR

İDİL DEMİREL / Lüks modanın gözü mutfakta

Lüks modanın sınırları çoktan mağaza kapılarının ötesine geçti. Bugün bir markayla bağ kurmak için o markanın dünyasında zaman geçirmek, oturmak, yemek yemek ve deneyimin parçası olmak gerekiyor. İşte tam da bu yüzden lüks markalar, modayı sofraya taşıyor

ŞIKLIK MOLASI
Jimmy Choo Café Jimmy Choo Café Osaka, markanın lifestyle tarafını görünür kılan en rafine projelerden biri. Burada haute cuisine yerine estetikle bütünleşen tatlılar ve içecekler ön planda. Menüde imza tatlılar, özel kahveler ve sezonluk pastalar yer alıyor. Fiyatlar Japonya standartlarında ama lüks skalada makul: tatlılar 15–25 dolar, içecekler 10–20 dolar civarında. Café, alışverişin bir uzantısı olarak konumlanıyor; uzun akşam yemeklerinden çok ‘şıklık molası’ fikrine dayanıyor.

İLK ŞUBEYİ 1999’DA AÇTI
Ralph Lauren, modada olduğu gibi gastronomide de istikrarlı. The Polo Bar, 1999’da açılan RL Restaurant geleneğinin en bilinen uzantısı. New York’ta yer alan mekân, Amerikan mutfağını Ralph Lauren’in kişisel zevkleri üzerinden yorumluyor. Polo Bar’da burger yaklaşık 35 dolar, kokteyller ise 30–40 dolar civarında. Mekânın bir dress code’u var ve rezervasyon bulmak neredeyse bir statü göstergesi hâline gelmiş durumda.

MARKA STRATEJİSİ OLDU
Louis Vuitton’un gastronomiyle ilişkisi geçici bir heves değil; bilinçli ve uzun vadeli bir marka stratejisi. Maison’un restoran atılımı özellikle Pharrell Williams döneminde hız kazandı. Bangkok’ta açılan LV The Place, markanın Güney Asya’daki ilk restoranı olma özelliğini taşıyor ve dünyaca ünlü şef Gaggan Anand imzasını taşıyor. Menü, Tay mutfağının cesur tatlarını Louis Vuitton’un stil kodlarıyla birleştiriyor. 2024–2025 döneminde New York’ta açılan Le Café Louis Vuitton ise markanın ABD’deki ilk kalıcı yeme-içme alanı. Burada cappuccino köpüklerinde LV monogramı görmek mümkün. Fiyatlar ‘ulaşılabilir lüks’ çizgisinde tutuluyor: kahveler yaklaşık 15–20 dolar, ana tabaklar ise 30–50 dolar bandında. Ama asıl satılan şey yemek değil; Louis Vuitton dünyasında zaman geçirme hissi.

COUTURE CİDDİYETİNDE RESTORAN
Dior, mutfağa couture ciddiyetiyle yaklaşan nadir markalardan. Maison, ABD’deki Café Dior ve Monsieur Dior projeleri için Michelin yıldızlı şef Dominique Crenn ile çalıştı. Dior restoranlarında menüler mevsimsel olarak değişiyor ve sunumlar neredeyse bir defile disipliniyle hazırlanıyor. Beverly Hills ve Dallas gibi lokasyonlarda yer alan Dior restoranlarında fiyatlar daha üst segmentte, set menüler 80–150 dolar aralığında. Dior için yemek, hızlı tüketilen bir ürün değil; tıpkı couture gibi sabırla deneyimlenen bir süreç.

MICHELIN YILDIZI ALMAYI BAŞARDI
Gucci, gastronomiye girerken çıtayı doğrudan yukarı koydu. Gucci Osteria, şef Massimo Bottura’nın kreatif danışmanlığında hayata geçirildi ve kısa sürede Michelin yıldızı aldı. Floransa’da başlayan bu serüven bugün Beverly Hills, Tokyo ve Seul gibi şehirlerde devam ediyor. Gucci Osteria’da menüler genellikle 150–250 dolar bandında. Ancak buradaki deneyim klasik İtalyan mutfağından çok, Gucci estetiğinin tabakta yorumlanması üzerine kurulu. Renkler, sunumlar ve hatta tabak isimleri bile markanın maksimalist ruhunu yansıtıyor.

GÖSTERİŞTEN ÇOK İNCELİĞE ODAKLI
Tiffany & Co., modayla gastronominin kesiştiği noktayı belki de en sinematik şekilde kuran marka. New York’taki Blue Box Café, “Breakfast at Tiffany’s” hayalini gerçek hayata taşıyan bir deneyim olarak konumlanıyor. Mekânın mutfağı, Michelin yıldızlı şef Daniel Boulud’ya emanet; menü ise mevsimsel, rafine ve gösterişten çok inceliğe odaklı. Tiffany mavisiyle çevrelenmiş bu alan, alışverişten bağımsız olarak da ziyaret edilen bir destinasyon hâline gelmiş durumda. Burada yenen bir öğle yemeği ya da çay servisi, doğrudan bir ürün satın almaya değil; markayla duygusal bir bağ kurmaya hizmet ediyor. Tiffany için restoran, vitrinin bir uzantısı değil, markanın kültürel mirasını bugüne taşıyan yaşayan bir sahne.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu