YAZARLAR

ESRA EZMECİ / Bir nefesle başlıyor bir hayatla bitiyor

Madde bağımlılığı 15 yaşa kadar düştü ama asıl tehlike rakamlarda değil, fark edilemeyen sessizlikte. Uyuşturucu bir neden değil, konuşulamayan ihtiyaçların sonucu. Başkalarının çocukları sandığımız gençler aslında sizin çok yakınınız olabilir. Bağımlı gençleri geri kazanmanın tek yolu düzenli aile ve doğru arkadaşlık bağlarıdır

Bir sabah uyanıyorsun. Televizyon açık, sosyal medya kaynıyor. Bir genç daha… Bir çocuk daha… Bir aile daha yıkılmış. Haber başlıkları benzer: “Madde bağımlılığı 15 yaşa kadar düştü, uyuşturucu kullanımında artış, Bonzai yeniden yayılıyor.” Ama asıl soru şu: Bu çocuklar nereden geliyor, hangi evden, hangi okuldan, hangi sokaktan? Çünkü bu çocuklar “başka bir ülkenin çocukları” değil. Bu çocuklar bizim çocuklarımız. Yan apartmandaki, aynı servise binen, aynı kantinden tost alan çocuklar. Ve şunu en baştan söyleyeyim: Hiçbir genç ‘uyuşturucu bağımlısı olmak’ için başlamaz. Toplumda çok kullanılan bir cümle var: Uyuşturucuya düşmüş. Hayır. Kimse bir anda düşmez. Bu bir kayma sürecidir. Önce bir boşluk vardır. Sonra bir merak. Ardından bir deneme. Sonra alışma. En sonunda bağımlılık. Bu süreç çoğu zaman sessiz ilerler. Bağırmaz, çağırmaz. Evde kimse fark etmez. Okulda öğretmen “ergenliktir” der geçer. Ve bir bakarsın ki çocuk gitmiş

ANNEBABALARIN EN BÜYÜK HATASI
Dürüst olalım… Bugünün gençleri zor bir çağda büyüyor. Gelecek belirsiz, ekonomi güvensiz, aileler yorgun, ebeveynler kaygılı, okullar yarış alanı, sosyal medya kıyas cehennemi. Genç bir zihin için bu yük ağır. Uyuşturucu çoğu zaman keyif aracı değil, kaçış aracıdır. Kaçış nereden? Evdeki baskıdan, sürekli eleştirilmekten, başarısızlık korkusundan, görülmemekten, duyulmamaktan, “Yetemiyorum” hissinden.
Bir psikolog olarak en çok duyduğum cümlelerden biri: “Bizim çocuk öyle şeylere bulaşmaz. Uyuşturucu karakter seçmez. Başarılı öğrenciyi de alır, içine kapanığı da. Zengin çocuğu da alır, yoksulu da. Bağımlılık ahlak meselesi değildir. Ruhsal bir yaralanma meselesidir. Kimse çocuğun kapısını çalıp “uyuşturucu ister misin?” demez. Bu işler genelde şöyle başlar: “Bir nefes çek, rahatlatıyor, Herkes deniyor, sigara gibi düşün, kafa dağıtıyor, sadece bugün.” En tehlikelisi ve yalan olanı da: “Bağımlılık yapmıyor.” Her madde bir boşluğu doldurduğu için tutulur. O boşluk kapanmadıkça madde yerleşir. Ebeveynler genelde “kötü arkadaş” der. Ama kimse şu soruyu sormaz: Çocuk neden o arkadaş grubuna ihtiyaç duydu? Çünkü bazen gençler için…
O ortamda yargılanmazlar
Dinlenirler
Kabul görürler
“Olduğu gibi” olurlar

AİLELER NE ZAMAN ALARM VERMELİ?
Bazı işaretler vardır: Ani ruh hali değişimleri, içine kapanma, para kaybolmaları, uyku düzeninin bozulması, okuldan kaçma, eskiden zevk aldığı şeyleri bırakma. Bunlar “ergenlik” deyip geçilecek şeyler değildir. Bu gibi durumlar ortaya çıkmaya başladığında uyuşturucu kullanan gence bağırmak işe yaramaz. Tehdit etmek işe yaramaz. Aşağılamaksa zararı artırır. Bu gençlerin ihtiyacı olan şey: Güvenli bir ilişki, yargısız bir dinleme, profesyonel destek. Son yıllarda tehlikeli bir şey daha oldu: Uyuşturucu sıradanlaştı. Dizilerde, şarkı sözlerinde, sosyal medyada madde kullanımı bazen ‘cool’, bazen ‘özgürlük’, bazen ‘asi ruh’ olarak gösteriliyor. Genç zihin ise şunu ayırt edemiyor: Kurgu ile gerçek arasındaki farkı… “Bir şey olmaz” cümlesi sadece ailelerde değil, toplumun dilinde de dolaşıyor. Oysa bağımlılık tam da bu cümlenin içinden büyüyor.

ERKEK ÇOCUK “GÜÇLÜ OL” DİYE BÜYÜTÜLÜYOR!
Kimse ilk kullanımda hayatının altüst olacağını düşünmez. ama her bağımlı, geçmişine baktığında aynı noktayı hatırlar: “Keşke o gün hayır deseydim.” Bir başka önemli gerçek daha var. Erkek gençler duygularını bastırarak, genç kızlar ise saklayarak bu sürece giriyor. Erkek çocuk “güçlü ol” diye büyütülüyor. Ağlaması ayıp, korkması zayıflık sayılıyor. Madde, duygunun yerine geçiyor. Kız çocuk ise utanma, ayıp, el alem ne der baskısıyla susuyor. Madde, gizli bir kaçış oluyor. Bu yazıyı karanlık bir yerde bitirmek istemem. Çünkü umut var. Gençler doğru bir ilişkiyle, doğru destekle, doğru zamanda geri dönebiliyor. Bir gencin hayatı bazen tek bir cümleyle değişiyor: “Seni anlıyorum.” Bazen tek bir temas, bazen gerçekten dinleyen bir yetişkin bazen de “yalnız değilsin” duygusu bir bağımlılığı durdurabiliyor. Ve belki de bugün bu yazıyı okuyan biri, bir gencin hayatında o kişi olur.

BEDEN BAŞKA BİR DİL KONUŞUR
Madde bazen aidiyet bileti olur. Bağımlı bir genç şunu söyleyemez: Ben çok yalnızım, kendimi değersiz hissediyorum, gelecekten korkuyorum. Ama beden başka bir dil konuşur. Madde, gencin kendini susturma şeklidir. Bazı evlerde: Çok kural vardır, çok az temas, çok nasihat vardır, çok az dinleme, çok kontrol vardır, çok az güven. Bazı evlerde ise: Kimse kimseye dokunmaz, herkes kendi telefonunda, kimse kimsenin ruhunu bilmez. Her iki uç da risklidir. Gençler terapilerde genellikle şunları söylüyor: “Annemle konuşamam, hemen kızar, babam anlamaz, anlatsam da değişmez.” Uyuşturucu bazen konuşulamayan duyguların yerine geçer. Okullarda da maalesef bu durumu önlemek için yapılan çalışmalar yetersiz. Çünkü okullarda madde anlatılır ama ruh anlatılmaz. “Şunu kullanırsan ölürsün” denir. Ama “neden kullanmak istersin?” sorulmaz. Korku bilgilendirir ama iyileştirmez. Bağımlılık: Bir günde başlamaz, bir günde de bitmez… Ama erken fark edilirse geri döndürülebilir. Sorun şu ki biz genelde en son noktada fark ediyoruz…

UNUTMAYALIM
Bağımlılık tedavi edilir. Ama yalnız bırakılırsa kronikleşir. Aile, okul, toplum birlikte hareket etmezse bu yara büyür. Bu sadece bir ailenin meselesi değil. Mahallelerin, okulların, medyanın, devletin, hepimizin meselesi… Gençleri sadece ‘sorun’ olarak görürsek kaybederiz. Gençleri anlaşılması gereken insanlar olarak görürsek kurtarırız. Bir genç maddeye yönelmişse, orada bir cümle yarım kalmıştır. Bir ihtiyaç duyulmamıştır. Bir el uzanmamıştır. bu çocukları geri alabiliriz. Uyuşturucuya karşı en güçlü mücadele, yasaklar değil ilişkidir. Gençleri kaybettiğimiz yer, onları dinlemediğimiz yerdir. Kazandığımız yer ise çok nettir: Gördüğümüz, duyduğumuz ve gerçekten yanında durduğumuz yer. Çünkü bir genci kurtarmak, bir toplumu onarmaktır. Bugün kurulan bağ, yarının karanlığını aydınlatır. Sessiz kalmak değil, temas etmek iyileştirir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu