ERMAN AKILLI / Johannesburg G20: Yapay Zekâ, Dijital Otonomi Ve Yeni Küresel Düzen


G20’nin tarihinde ilk defa Afrika kıtasında icra edilen 2025 Johannesburg Liderler Zirvesi; dijital ve yükselen teknolojilerde eşitlik, kapsayıcılık ve insan merkezli yönetişim vizyonunun küresel gündemin kurucu eksenine dönüştüğünü teyit etmektedir. Zirve Sonuç Bildirgesi’nde, Güney Afrika’nın dönem başkanlığı süresince yapay zekâ tartışmalarında üstlendiği diplomatik ve siyasi liderlik özellikle takdir edilmekte; eşitsizliklerin azaltılması ve YZ’nın tüm insanlığa fayda sağlayacak şekilde geliştirilmesi yönündeki kararlılık bir kez daha yinelenmektedir. Bu yönüyle bildiri, YZ teknolojilerinin “iyilik için ve herkes için” ilerletilmesine ilişkin güçlü ve müşterek bir iradenin ortaya konulduğunu göstermektedir.
Bildirgenin 45, 46 ve 47. maddeleri birlikte okunduğunda, G20’nin önceki New Delhi ve Rio zirvelerinde ilan edilen YZ İlkeleri’ne bağlılık çizgisini sürdürdüğü ve YZ iş birliğinin yalnızca gelişmiş ülkelerle sınırlı kalmaması, bilakis gelişmekte olan ülkelerin de eşdeğer söz ve temsil hakkıyla sürece dâhil edilmesi yönündeki taahhüdün güçlendirildiği görülmektedir. Johannesburg bildirgesi, daha önceki metinlerden farklı olarak, YZ yönetişiminin uluslararası sistem için normatif ve operasyonel bir gereklilik olarak; insan hakları, şeffaflık, açıklanabilirlik, adalet, hesap verebilirlik, düzenleyici çerçeveler, etik, veri mahremiyeti, önyargıların azaltılması ve uygun insan gözetimi ilkeleri üzerinden tesis edilmesi gerektiğini açıkça kayda geçirmektedir. Bu yaklaşım, YZ’nın artık yalnızca teknik bir inovasyon alanı değil, uluslararası ilişkilerde güven ve düzen kurucu stratejik bir kapasite bileşeni olarak ele alındığını teyit etmektedir.
Norm ve Kapasite İnşasında Denge Arayışı
Johannesburg G20 bildirgesi, YZ normlarının geliştirilmesi kadar YZ politikalarının tasarım ve uygulama kapasitelerinin güçlendirilmesini de stratejik bir öncelik olarak konumlandırmaktadır. Bu kapsamda UNESCO önderliğinde tesis edilen Technology Policy Assistance Facility (TPAF), devletlerin YZ politikalarını küresel deneyimler ve bilimsel araştırma havuzuna yaslanarak kurgulamalarını destekleyen istişari bir politika yardım platformu olarak sunulmaktadır. Bununla birlikte Afrika Birliği ile çok paydaşlı iş birliğini güçlendiren “AI for Africa / Afrika için YZ” girişimi, kıtanın kendi veri mimarisi, yetenek geliştirme hatları ve eğitim ekosistemi üzerinden Afrika’ya özgü egemen YZ kapasitesinin güçlendirilmesi çağrısını barındıran gönüllü, uzun vadeli bir ortaklık zeminini teşkil etmektedir.
Söz konusu girişim çerçevesinde G20, Afrika ülkeleri için hesaplama gücüne erişim, yüksek kaliteye ve güçlü temsil kabiliyetine sahip veri setlerinin geliştirilmesi, YZ yetkinlik eğitimi, nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesi ve altyapı geliştirme modellerini, kıtasal YZ ekosisteminin temel yapı taşları olarak tanımlamaktadır. Bu yönüyle bildiri, Afrika’nın YZ alanında edilgen bir teknoloji tüketicisi ya da uygulayıcısı olmaktan çıkarılarak, sürdürülebilir değer üreten egemen bir YZ ekosisteminin inşa sürecine dâhil edildiğini göstermektedir.
Dijital Otonomi ve Algoritmik Egemenlik Bağlamında Afrika’nın Kapasite Tahkimi
Johannesburg metninde YZ ekosisteminin güçlendirilmesine ilişkin söylem temelinde; veri akış kontrolü, yerli algoritma geliştirme kabiliyeti ve altyapıda stratejik bağımlılıkların azaltılması gibi hususların artık devlet egemenliğinin çağdaş teknoloji eşleniği olarak ölçüldüğünü göstermektedir. Bu nokta bildirgede açıkça ifade edilmese dahi, 21’inci yüzyıl uluslararası sisteminde fiziksel sınır güvenliği kadar veri sınır güvenliği ve algoritmik kapasite tahkimatı gibi önceliklerin de ulusal stratejik kabiliyet ve egemenlik parametreleri olarak ele alındığını teyit etmektedir.
Bildirge, Afrika’nın egemen YZ kapasitesinin yalnızca teknik yardım projeleriyle sınırlanmaması, aksine bu yetkinliğin ticari ve stratejik değere dönüştürülebilir yatırım modelleriyle desteklenmesi gerektiğini teslim ederek büyük teknoloji şirketlerine veya altyapı tekellerine bağımlı bir çerçeveye hapsolma riskini not etmektedir. Bu risk dikkate alınarak, YZ yatırımlarının gönüllülük temelinde teknik ve mali kaynak katkıları üzerinden uzun vadeli ortaklık seyriyle ilerletilmesi teşvik edilmektedir. Bu yönüyle bildiri, Afrika’nın YZ inovasyonunu uluslararası sistemde güç çarpanı olarak kendi lehine kullanan bir aktör olma potansiyelinin desteklendiğini göstermektedir.
Teknokutup Sistem Dönüşümünün Referans Metni Olarak Johannesburg Bildirgesi
Johannesburg G20 liderler bildirgesi, günümüz uluslararası sisteminin teknokutup dünya olarak tarif edilebilecek yeni güç koordinatlarına evrildiğini teyit eden nitelikte bir referans metni sunmaktadır. Bu sistemde veri merkezleri, yüksek performanslı hesaplama altyapıları, büyük dil modelleri, egemen YZ yetkinlik kapasiteleri ve yarı iletken tedarik zinciri gibi unsurlar, yalnızca ekonomik kalkınmanın değil, devletlerin jeopolitik ve diplomatik stratejik kapasitelerinin de yeni ölçüm çerçevesini teşkil etmektedir.
ABD ve Çin arasındaki sertleşen YZ rekabeti atmosferinde, G20’nin daha dengeli, çok taraflı ve kapsayıcı bir YZ yönetişim yaklaşımını BM ve UNESCO gibi kurumsal formlarla desteklemesi, aslında küresel güneyin bu stratejik teknolojide artan temsil ve özneleşme kapasitesinin kolektif ve meşru bir çıktısı olarak okunmalıdır. Bu yaklaşım, YZ’nın risklerinin azaltılması, faydaların adil paylaşılması ve küresel sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin YZ temelli politika yardımı ve kapasite aktarımı platformlarıyla desteklenmesi gerektiğini teyit etmektedir.
Gücün Yeni Koordinatları ve Türkiye’nin Konumu
Johannesburg 2025, G20 tarihinde yalnızca bir coğrafi dönüm noktası değil; dijital egemenlik ve algoritmik kapasitenin uluslararası sistemde düzen kurucu güç parametresi haline geldiği yeni bir çağ başlangıcının sembolik eşiği niteliğindedir. Bu aşamada devletlerin egemenlik iddiaları, yalnızca retorik veya klasik diplomasi araçları üzerinden değil; verinin nerede işlendiği, algoritmanın nasıl geliştirildiği ve işlem gücüne hangi ortaklıklarla erişildiği gibi somut stratejik teknoloji ölçüm çerçeveleri üzerinden de sınanmaktadır.
Türkiye açısından tablo net bir stratejik fırsat alanını işaret etmektedir. Teknolojik bağımlılıkların azaltılması, ulusal veri akış kontrolü ve özellikle Afrika gibi bölgelerde uzun vadeli güven ve YZ kapasite ortaklıklarının inşa edilmesi, Türkiye’nin çok yönlü bağlantısallık kapasitesi ve dijital merkez olma vizyonuyla tamamen örtüşmektedir. Bu süreç, Türkiye için bir güç çarpanı olmaktan ziyade, Türkiye’nin bölgesel ve küresel YZ yönetişiminde norm üreten, kapasite inşa eden ve stratejik değer geliştiren diplomatik özneleşme kabiliyetinin somutlaştırılması anlamına gelmektedir.
G20 Johannesburg Zirvesinin ardından son kertede YZ alanında iki husus öne çıkmaktadır: YZ artık uluslararası sistemin asli inşa bileşenlerinden biri olarak tanımlanmaktadır ve YZ’da norm üretimi, egemen kapasite inşası ve adil fayda paylaşımı ortak küresel yönetişim zorunluluğu olarak teyit edilmektedir. Bu bağlamda bildirgenin ima ettiği stratejik ders açıktır: YZ merkeze almayan hiçbir dış politika vizyonu, geleceğe dönük ve sürdürülebilir bir egemenlik iddiasını güvenilir biçimde ortaya koyamayacaktır.



