BEŞİKTAŞFENERBAHÇEGALATASARAYGÜNDEMSPORTRABZONSPOR

AK Parti tasavvuru ve değişim üzerine…

Bir yılı daha acısıyla tatlısıyla geride bıraktık. Yeni bir yıla girdik. 2026‘nın bizlere hangi sürprizleri hazırladığını bilemesek de sağlıkla nefes aldığımız her güne şükretmeliyiz. Zira, geçen her gün ömürden gidiyor. Üstelik, takvimlerin değişmesiyle, düne ait ne varsa birden bire değişmiyor. İlla değişim arıyorsak önce kendimizden başlamamız gerekiyor!
Ama insanoğlu işte, umut bağladığı ne varsa kendi düşüncesine göre şekillenmesini istiyor. Örneğin, siyaset sahnesinde, bilhassa ülke yönetiminde bu gerçek, çok belirgin hal alıyor. Kişisel tasavvurlar, beklentilerin düzeyini doğrudan etkiliyor. Tasavvur; aklın çizdiği ilk harita, fikrin zihinsel sureti olarak karşımıza çıkıyor. Elbette anlamak için önce tasavvur etmek, hüküm vermek için bir adım ileri gitmeyi başarmak önem kazanıyor…

***

Yılın son günlerinde, dikkat çekici bir makale yayınlandı. Bülent Turan/ Hukukçu imzasıyla kaleme alınan AK Parti analizi düne ve yarına dair kıymetli tespitler içeriyordu.
Elbette konuya, AK Parti’nin kuruluş felsefesinden ve üstesinden geldiği sınamalardan başlamak lazım. Ancak güncel hadiseler ve öne çıkan kimi figürler yüzünden bazen doğrudan AK Parti, çoğu kez AK Parti’nin yaşatmak istediği değerler sistemi hedef alınıyor!
İşte bu nedenle Sn. Turan’ın şu cümlesi ibretlik vurgular içeriyor:
“… Bazı kişilere yönelik olarak bu partinin misyonuna, ahlâki iddiasına ve inancına uymayan, rahatsız edici birtakım sapkınlıklar, bazen de etik olmayan ticari iş ilişkilerini konu alan adli süreçler yaşanıyor. Ne yazık ki 23 yıllık iktidar partisi de bu kişilerle birlikte, adeta sanık sandalyesine oturtuluyor!”
Buradan hareketle, siyasette yeni merkez inşa eden ve uzun iktidar döneminde cazibe merkezi haline gelerek değişik isimlerle ünsiyet kuran AK Parti için Bülent Turan’ın şu keskin saptamasının altını çizmek gerekiyor:
“… Merkezi veya yerel yönetimde iktidar olan bir siyasi hareket, bünyesinde iki çeşit profil barındırır. Birincisi, kuruluşundan itibaren hareketin içinde olan, en zor zamanlarda dik durup omuz omuza yürüyen, teşkilât kademelerinde görev alan, partiyle doğrudan illiyet bağı bulunan insanlardır. İkinci grup doğrudan parti kimliği taşımayan, gündelik hayatta, bürokraside, hatta ticarette o siyasi hareketle konumlanan, etkileşim içinde bulunan ve topluma bu kimlikle yansıyan kişilerdir.”
İşin ilginç ve bir o kadar zor yanı ise…
Partili ve partiye müzahir bu iki grubun sosyal hayattaki algılarının, aynı zamanda partinin algısını oluşturacak şekilde iç içe geçmesidir!
Özetle…
Turan’ın da dediği gibi…
… Siyasi hareketin ne mazisinde ne de yürüyüşünde olmayıp sadece iktidardan faydalanmayı hedefleyen; kâh iş dünyasından, kâh bürokrasiden veya başka sosyal sınıflardan gelip ikili ilişkilerle bu siyasi harekete yanaşan, bu sayede sosyal ve mesleki kazanımlar elde eden insanların oluşturduğu maliyetler giderek artıyor!”
NOT: Milli İrade Platformu tarafından Filistin’deki katliama “dur” demek için Galata Köprüsü’nde düzenlenen, “SİNMİYORUZ, SUSMUYORUZ,
FİLİSTİN’İ UNUTMUYORUZ!” programında emeği geçenleri, tüm farklılıklarını bir kenara bırakarak sadece “insanlık” adına buluşanları saygıyla selamlıyorum. Dualarımız, Gazze ile tüm mazlumlarla…

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu