Göz içi tümörüne radyoaktif plak tedavisi

Dünyada 1 milyon kişiden sadece 6’sında görülen nadir bir hastalık olan göz içi tümörü yani ‘uvea melanomu’, ülkemizde yılda yaklaşık 600-700 kişide tespit ediliyor. En sık erişkinlerde ortaya çıkan ‘uvea melanomu’ hastalarının yaklaşık üçte birinde belirti göstermeden ortaya çıkıyor. İşte tam bu noktada oküler onkoloji alanındaki çalışmalarıyla tanınan Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Samuray Tuncer’e ‘uvea melanomu’nu sorduk. Bakın, bu hastalık ve tedavisiyle ilgili neler anlattı…

IŞIK ÇAKMASI, EĞRİ GÖRMEK
Prof. Dr. Tuncer, “Göz içi tümörlerinden biri olan ‘uvea melanomu’, görme azalması, ışık çakmaları, siyah gölgelerin oluşması ve nesnelerin eğri görülmesi gibi belirtilerle ortaya çıkıyor. Buna karşın hastaların yaklaşık üçte birinde hiçbir belirti göstermeden de gelişebiliyor” dedi.

BU KİŞİLER DİKKAT!
Melanomların sadece ciltte değil, gözde de görülebildiğini belirten Prof. Dr. Tuncer, “Ciltte olduğu gibi açık renkli gözlerde daha sık rastlanabilir. Uzun yıllar bunun başlıca nedeninin güneş ışınları olduğu düşünülüyordu; ancak son araştırmalar, 3’üncü kromozomdaki genetik değişikliklerin etkili olduğunu göstermektedir” dedi.

HAYAT KURTARIYOR
Prof. Dr. Tuncer, erken tanı konulduğunda hayat kurtarıcı olabilen bazı kanser türlerinin rutin göz muayeneleri sırasında fark edilebildiğinin de altını çizerek, “Gözler, vücuttaki birçok sağlık sorununu yansıtan önemli bir aynadır. Oküler onkoloji kapsamında yapılan ayrıntılı muayeneler, tek ya da iki gözde görülen lezyonların farklı hastalıkların tanısında yol gösterici olabilir” diye konuştu.

HER GÖZ TÜMÖRÜ KANSER DEĞİLDİR
Her göz tümörünün kanser olmadığının da altını çizen Prof. Dr. Tuncer, şunları söyledi: “Tümör olarak adlandırılan kitlelerin yaklaşık yüzde 90’ı iyi huyludur. Bunun toplumda doğru şekilde anlatılması gerekir. Kanseri taklit eden lezyonlar da var. Retinada görülen kanamalar ya da özellikle ileri yaşlarda sık rastlanan sarı nokta hastalığı kötü huylu tümörlerle karıştırılabilir.”

ULTRASONLA TÜMÖR YAPISI İNCELENİYOR
‘UVEA melanomu’ tanısının klinik ve radyolojik incelemelerle konulduğunu belirten Prof. Dr. Tuncer, “Bu tip göz içi tümörlerinin erken tespit edilmesi için düzenli göz muayenesi çok önemli. Uzman hekimler tarafından yapılan detaylı incelemeler sayesinde ‘uvea melanomu’ ve ‘koroid hemanjiomu’ gibi hastalıklar erken dönemde teşhis edilebilmektedir. Tanı; klinik göz muayenesi, ultrasonografi, göz dibi anjiyografisi, optik koherens tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme gibi yöntemlerle konur. Göz bebeği büyütülerek, yapılan göz dibi muayenesi ve ultrason ile tümör yapısı incelenir. Bu yöntemlerle hastaların yaklaşık yüzde 99’una tanı konulabilmektedir. Metastazların araştırılması amacıyla akciğer grafisi, karaciğer fonksiyon testleri ve batın ultrasonografisi de yapılır. Dikkatli ve ayrıntılı bir göz muayenesi ile tanı koymak mümkündür” dedi.

GÖZ TÜMÖRÜNE RADYOTERAPİ NASIL YAPILIR?
Göz içi tümörlerin tedavisinde günümüzde ‘altın standart’ olarak kabul edilen radyoaktif plak tedavisinin uygulandığını belirten Prof. Dr. Tuncer, bu tedavinin başarı oranının yüzde 95 olduğunu söyleyerek, tedavi süreciyle igili şu bilgileri paylaştı: “Radyoaktif plak tedavisi özellikle ‘uvea melanomu’ vakalarında uygun hastalarda tercih edilmektedir. Ancak bazı durumlarda, tümör boyutu büyükse gözün tamamının alınması gerekebilmektedir. Gözün dış kısmındaki sert beyaz tabaka olan ‘skleraya’, dikişle yerleştirilen plakların başarısı, uygulamayı yapan hekimin deneyimiyle yakından ilişkilidir. Tedavi planlaması, hastanın tümör özelliklerine göre yapılmakta ve özel bilgisayar yazılımlarından yararlanılmaktadır. Ameliyat öncesinde, bilgisayar ortamına aktarılan tümör boyutlarına göre radyoterapi doz dağılımları ‘brakiterapi fizikçisi’ tarafından hesaplanır. Gerekli doz verildikten sonra radyoaktif plak gözden çıkarılır. Genellikle plak uygulamasından 3-6 ay sonra tümörde, radyoterapinin etkisi görülmeye başlar. Tedavi sonrasında radyoterapinin retina, optik sinir ve maküla üzerinde uzun vadeli yan etkileri görülebilir. Bu yan etkiler çoğunlukla 1-1,5 yıl sonra ortaya çıktığı için hastaların düzenli ve dikkatli şekilde takip edilmesi büyük önem taşır.”



