İran’daki asıl mesel/e


İran‘da Soğuk Savaş‘ın en şiddetli döneminde 7 Ocak 1978’de başlayan protestolar 11 Şubat 1979’da Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin devrilmesiyle sonuçlandı. 1 yıl, 1 ay ve 4 gün süren gösteriler neticesinde Pehlevi’nin 1941 ila 1979 yılları arasındaki 38 yıllık iktidarı sona erdi. Ruhullah Humeyni liderliğinde İran İslam Cumhuriyeti ilan edildi. Devrimin dış destek almadan sadece İran halkının isyanı sonucu gerçekleştiğini söylemek dönemin jeopolitik rasyonalitesine de günümüzün şu anki okumalarına da aykırı duruyor.
İran’da 47 yıl sonra halk yeniden sokaklarda. Daha önce de çok kez gösteriler yapıldı. Ancak hiçbiri 28 Aralık 2025’te başlayıp kısa sürede 31 eyalete yayılan son 14 günlük protestolar kadar geniş çaplı olamadı. Şimdi insanlar ekonomik sıkıntılar nedeniyle start alan bu öfkenin rejim değişikliğine doğru evrilip evrilmeyeceğini tartışıyor.
Çünkü protestocuların sosyo-ekonomik taleplerinin rengi değişti. Artık çoğu iktidarın devrilmesini istiyor. Gösterilere dışarıdan da yoğun bir destek var. İsrail ve ABD Başkanı Donald Trump fanatik birer militan gibi Tahran’ı tehdit ediyor. Protestoculara karşı şiddete başvurulması hâlinde ABD‘nin de İran’a saldıracağını söylüyor Trump.
***
Bu desteklerden umutlanan çoğu gösterici 47 yıl önceki devrimin yıldönümü olan 11 Şubat’tan önce hedeflerine ulaşmayı bekliyor. Şimdiden geri sayıma başlayıp ‘Bir ay kaldı!’ diye slogan atıyorlar. Bu tabloya bakıldığında şu anki protestolar hem 1979’daki devrim şartları ile hem de İslami rejime geçildikten sonra 2009, 2017, 2018 ve son olarak 2022’de patlak veren gösterilerle bazı benzerlikler taşıyor.
Şu anki başkaldırılar, ABD ve Avrupa‘nın verdiği destekle kitleselliği açısından 1979 öncesi protestolara benziyor. Fakat şu anki öfke seli bir yandan da bu rejim döneminde gördüğümüz ve kanla bastırılan 2009’daki Yeşil Devrim ile 2022’deki Mahza Amini isyanlarıyla da paralellik taşıyor. 1979 öncesi protestolar değişime yol açarken 1979 sonrası bütün protestolar statükoyu güçlendirdi.
Ne var ki şimdiki protestocuların dili giderek sertleşiyor. Şah’ın oğlu Rıza Pehlevi ABD’den liderlik etmeye çalışıyor. Avrupalı temsilcilerle görüşüyor. Fakat protestoculara her türlü retorik desteği veren Trump’ın Rıza Pehlevi ile görüşmeyi kabul etmemesi derin bir kırılmaya yol açtı.
***
Trump’ın söylem ve eylemleri arasındaki çelişki çöken ekonomi, kötü yönetim, değişime direniş ve ülke kaynaklarının ideolojik maceralar için harcanmasından yorgun düşen Z kuşağı korkusuz protestocularda hayal kırklığına yol açarken rejimin de cesaretlenip savunmacı ve apolojik dilini sertleştirmesine neden oldu.
Haliyle herkes yalpalıyor. Değişim isteyenler de değişime direnenler de. Fakat vaziyetin böyle devam etmeyeceği de artık açıkça görülüyor. Devrimin bekçileri de mağdurları da kaçınılmaz bir yol ayrımında.
Cevabı merak edilen soru ise şu: Rejim, 47 yıl öncekine benzer öngörülemeyen ani bir patlamayla mı yoksa tedrici bir içsel reformla mı değişecek? İşte burada asıl mesele ABD, Avrupa, Rusya, Çin, Türkiye ve Suudi Arabistan gibi dış aktörler yanında rejim karşıtlarıyla taraftarlarının bu iki değişim senaryosuna hem ne kadar hazırlıklı olduğunda hem de bu senaryolara nasıl baktıklarında düğümleniyor. Bakalım bu düğüm nasıl çözülecek? Protestocuların örgütlenme ve liderlikten yoksunluğu nedeniyle rejim hâlâ gücünü koruyor.
Çünkü bu tablonun gizli mimarı Batı’nın kendisi. Unutmayalım ki Avrupa ve ABD, Tahran’ı devrilmesi gereken bir rejim olarak değil kontrol altına alınıp yönetilmesi ve terbiye edilmesi gereken bir sorun/sal olarak görüyor. İşte mesele de tam burada kimsenin kulak vermediği bu meselde ve kıssada düğümleniyor zaten.


