HARUN TÜRKER KARA / Yeni Nesil Sanayileşme Ve Sanayisizleşme


Son yıllarda küresel ekonomide yeni nesil sanayileşme ve sanayisizleşme arasında bir ayrım yaşanmakta. Türkiye yeni nesil sanayi politikalarına odaklı yaklaşımı ile büyümesine ivme kazandırmakta. Küresel ölçekte ise sanayisizleşme kavramı dikkat çekiyor. Sanayisizleşme, bir ülkede sanayi üretiminin ve özellikle imalat sanayinin milli gelir içindeki payının uzun vadeli olarak düşmesi olarak tanımlanıyor. Gelişmiş ekonomilerde hizmet ve teknoloji sektörlerinin büyümesiyle doğal bir dönüşüm süreci olarak görülen sanayisizleşme, gelişmekte olan bazı ülkelerde ise üretim kaybı, rekabet gücünde düşüş ve dışa bağımlılık riskleri eşliğinde gerçekleşebiliyor.
Sanayisizleşmenin Etkileri
Sanayisizleşmenin teknik olarak ölçümü, sanayi katma değerinin GSYH içindeki payı, sanayi istihdamı oranı ve üretim kapasitesi göstergeleri üzerinden yapılmakta. Bu göstergeler, ekonominin yapısal dönüşümünü anlamak için kritik öneme sahip. Buna ilaveten verimlilik artışları ve teknoloji transferindeki ivme kaybı sanayisizleşmenin ekonomi üzerindeki etkilerini daha belirgin bir şekilde ortaya koymakta.
Sanayisizleşmenin ardındaki temel nedenler arasında küresel rekabet ve maliyet dengesi ilk sıralarda yer almakta. Üretimin düşük maliyetlerle gerçekleştirilmesine yönelik arayış, sanayi yatırımlarının büyük ölçüde gelişmekte olan ülkelere kaymasına neden olmakta. Bununla birlikte Çin gibi bazı ülkelerin ileri teknolojiye sahip olmanın avantajlarını kullandığı alanlar mevcut. İktisadi büyüme yolunda ülkeler yüksek katma değerli üretim ve hizmet odaklı büyümeyi tercih ediyor. Buna ilaveten yapay zekâ odaklı dijitalleşme üretkenliği artırırken sanayi işgücüne olan talebi azaltabiliyor.
Arz yönlü bu etkilerin yanı sıra talep yapısındaki değişim de sanayisizleşmeye yol açabilecek bir faktör. Hizmet ve dijital ürünlere olan artan talep üretim ağırlıklı ekonomik modelden farklılaşmayı hızlandırıyor. Enerji ve çevresel politikalar da sanayisizleşmeye neden olabilecek unsurlar içerebilmekte. Karbon emisyonunu sınırlayan regülasyonlar ve enerji maliyetleri, ağır sanayi yatırımlarını caydırabiliyor. Ancak tüm bu unsurlar yeni bir sanayileşme patikasına neden olabilecek bir nitelik de taşıyor. Örneğin temiz enerji alanında yapılan yatırımlar ya da elektrikli araçlar yeni bir fırsat penceresi oluşturabilir. Bu çerçevede geçtiğimiz günlerde düzenlene COP30’da Türkiye’nin da aralarında bulunduğu 35 ülke, uluslararası kuruluş ve girişimin desteğiyle “Küresel Yeşil Sanayileşme için Belem Deklarasyonu” yayımlandı. Söz konusu belgede, sanayi sektörlerinde karbonsuzlaşmayı hızlandırmayı ve temiz teknoloji üretimini teşvik etmeyi amaçlayan adımlar yer aldı.
Sanayisizleşmenin ekonomik ve sosyal etkileri ise çok boyutlu. Bir yanda verimlilik artışı ve teknoloji odaklı büyüme fırsatları ve yeni nesil çalışma fırsatları yer almakta. Öte yandan üretim kapasitesinin azalması istihdamda dönüşüm ihtiyacı doğurmakta. Sanayi istihdamındaki düşüş, hizmet veya tarım sektöründeki artış ile dengelenme gereksinimine neden olmakta. Buna ilaveten stratejik sektörlerde üretim kaybı ileri teknoloji ve inovasyon kapasitesini sınırlayabilmekte.
Sanayisizleşmenin Bertarafı Mümkün
Politika yapıcılar için çözüm, dengeli ve hedefe yönelik stratejilerin uygulanmasından geçiyor. Yüksek katma değerli ve stratejik sektörlere yatırım teşvikleri sağlamak, Ar-Ge ve teknoloji geliştirme desteklerini artırmak, işgücünü yeni sektörlere uyumlu hâle getirmek kritik önemde. Sanayisizleşme, doğru yönetildiğinde ekonomik dönüşümün ve yeni nesil sanayileşmenin bir aracı olabilir, aksi halde ise uzun vadeli rekabet gücü kaybına yol açabilir. Bu nedenle sanayi politikaları; fırsat maliyetleri, istihdam etkileri ve dışa bağımlılık riskleri dikkate alınarak tasarlanmalıdır.
Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından son yayımlanan Küresel Ekonomik Görünüm raporunda bu konu farklı açılardan ele alındı. Rapora göre kamu desteği ve sübvansiyonlar aracılığıyla belirli firmaların ve sektörlerin güçlendirilmesi, hem teknoloji açığının kapatılmasını hem de kritik alanlarda dışa bağımlılığın azaltılmasını amaçlamakta. Özellikle yaparak öğrenmenin bir başka ifadeyle üretim arttıkça verimliliğin yükseldiği sektörlerde bu politikaların etkili olabileceği bekleniyor. Öte yandan, sanayi politikalarının ilk aşamasında tüketici fiyatları yükselebilir, kamu harcamaları artabilir. Buna ilaveten, makroekonomik risklerin yanı sıra politika başarısı teknoloji açığı, reel sektörün öğrenme hızı, pazar büyüklüğü gibi başlangıç koşullarına da oldukça duyarlı.
Özetle sanayi politikaları belirli sektörlerde üretimi artırsa da bunun finansal maliyetini, fırsat maliyetlerini ve etkin kaynak tahsisi sağlamaya yönelik yaklaşımları dikkate almak gerekiyor. Sanayi politikaları alanınca başarılı olacak bir paket; doğru hedeflemeyi, piyasa disiplinini sürdürmeyi ve tamamlayıcı yapısal reformları içerdiğinde başarılı olabilir. Kısacası sanayi politikası tek başına büyüme reçetesi değil; dengeli, hedeflenmiş ve maliyeti bilinçle yönetilen bir stratejiyle anlam kazanıyor. Yapısal reformlar ise bu stratejinin temel noktası.
Yeni Nesil Sanayi Politikaları ve Türkiye
Türkiye’de Ar-Ge yatırımlarındaki artış ve savunma sanayiindeki teknolojik alt yapı gelecekte sanayileşme için umut oluşturabilecek en önemli unsur. 12. Kalkınma Planı ve Orta Vadeli Program bu açıdan incelediğinde teknoloji ve çevre odaklı ikiz dönüşümü önceleyen politikalar ile yeni nesil bir sanayileşmeye dikkat çekmekte. Mevcut durumda ülkemiz imalat sanayii katma değerinin GSYH içindeki payı yükselme eğilimine girmiş ve 2019 yılında yüzde 18,4 olan bu pay 2022 yılında yüzde 22,1’e ulaşmıştır. 2019 yılında 171,2 milyar dolar olan imalat sanayii ihracatı ise 2022 yılında 240,4 milyar dolara yükselmiştir. Milli gelirimizin 2003-2022 dönemindeki imalat sanayii yüzde 6,1 büyüyerek aynı dönemdeki 5,4’lük reel ortalama büyüme hızını aşarak büyümeye yüksek oranda katkıda bulunmuştur. İmalat sanayii üretimi açısından dünyanın ilk 10 ülkesi arasında yer alınması ve yüksek teknolojili sanayilerin imalat sanayii ihracatında yüzde 3 civarında olan payının dönem sonunda yüzde 17’ye yükseltilmesi için imalat sanayiinin GSYH içindeki payının yüzde 30’u aşması Türkiye’nin bu alandaki önemli hedefleridir.
Sektörel açıdan bakıldığında savunma ve havacılık sanayiindeki istihdamın yaklaşık iki kat artırılarak 158 bine ve ihracatın 4,4 milyar dolardan 11 milyar dolara çıkartılması hedeflenmekte. Bu hedef imalat sanayinin hedeflerine ulaşması için lokomotif olabilir. Bu noktada kimya, ilaç ve tıbbi cihaz, elektronik, makine, elektrikli teçhizat, otomotiv, raylı sistem araçları gibi öncelikli sektörler de atılacak adımlarda önemli.
Bu kapsamda 12. Kalkınma Planına göre Türkiye; sanayide teknoloji, yenilikçilik, ürün kalitesi, verimlilik ve ihracat kapasitesi artışı, endüstriyel kapasitenin dönüştürülmesi, iş ve yatırım ortamının iyileştirilmesi ve rekabetçiliğin artırılması hedeflemektedir. Bu kapsamda, fiziki, beşerî ve teknolojik altyapının güçlendirilmesi, enerji verimliliği ve depolama uygulamaları, teknoloji transferinin hızlandırılması ve dijital dönüşümü destekleyecek model fabrikalar yeni nesil sanayileşme için kritik adımlar arasında yer alacaktır.



