YAZARLAR

MERVE SUNA ÖZEL ÖZCAN / Trump’ın Ukrayna Satranç tahtası: Trans Atlantik Kopuş , Dolar ve İHA’lar

21. yüzyılın en kanlı ve jeopolitik açıdan en sarsıcı savaşlarından olan Ukrayna-Rusya çatışması, üçüncü yılını geride bırakırken, artık sadece iki komşu ülke arasındaki savaş olmaktan çok daha öte bir anlam taşıyor. Rusya–Ukrayna savaşı, gelinen süreç kapsamında iki aktör arasındaki bir askeri çatışma olarak değil, küresel güç dengelerini yeniden şekillendiren çok katmanlı bir jeopolitik mücadele olarak görülmeli. Alaska’da düzenlenen zirve sürecindeki semboller ve atıflardan yola çıkıldığında, buzdağının görünen kısmının ötesinde tarihsel meşruiyet, büyük güç mücadelesinin yansımaları ve kolektif ötekiliklerle dolu bir arka plan olduğu görülmektedir. Bu süreçte ABD, AB ve Kuzey Kore doğrudan sahadaki gelişmelerin aktörleri haline gelirken, Türkiye ise sahadaki gelişmelerin masadaki yansımaları ekseninde barış için rol oynamaktadır.

Öte yandan ABD’de yaklaşan seçim sürecinde Trump’ın söylemleri ve diplomatik çıkışları, savaşı araçsallaştırırken; Avrupa’nın güvenlik alanında ötekilik yaratımı, akabinde de stratejik özerklik arayışları ve NATO içindeki tartışmalar, savaşın sadece Kiev ve Moskova ekseninde değil, çok daha geniş bir uluslararası çerçevede okunması gerekir. İşte bu noktada savaşın küresel etkisi ile jeopolitik dengelerin değiştiği bir konjonktür içinde neler ifade ettiği ve kalıcı bir barışın mümkün olup olmadığı üzerinde dikkatle düşünmek gerekmektedir. Çünkü barış konjonktürel gerçeklerin buzdağına çarpmış gibi duruyor.

Alaska Zirvesi ve Oval Ofis Çıktıları: Putin, MAGA ve Nobel

15 Ağustos’ta düzenlenen Alaska Zirvesi, küresel alanda Trump’ın güç algısını ortaya koyduğu bir buluşma oldu. Zirve, Rusya odaklı ilerledi. Bir “ikinci Yalta düzeni” diyemesek de aslında sistemde kırılma yarattığı; 1938’de Çekoslovakya topraklarının bölünüp Südetlerin Hitler Almanyası’na verildiği Münih Anlaşması ya da bir peçete üzerinde Avrupalı ülkelerin Stalin ve Churchill tarafından paylaşıldığı Yüzdeler Anlaşmasını hatırlatan bir arka plan ortaya çıktığı söylenebilir. Her ne kadar görünürde asıl konu Ukrayna topraklarının paylaşımı gibi olsa da Rusya’nın küresel sistemde “izole bir aktör” konumu da sona erdi. Dünyanın lideri konumunda olan Trump ile Putin doğrudan görüştü, Batı ise yalnızca seyretti.

Alaska Zirvesi sonrasında, hızla Oval Ofis’te Ukrayna savaşının doğrudan ve dolaylı tarafları olan Avrupalı liderler Trump ile bir araya geldi. AB–Trump görüşmesi esnasında Trump, adeta küresel sistemin hiyerarşik kodlarını somutlaştırarak herkesin yerini konuşacağı bir tablo ortaya koydu. Avrupalı liderler de buna karşıt bir görüntü çizmedi. Bu açıdan Donald Trump’ın ilk başkanlık dönemindeki “Önce Amerika” politikası, ikinci başkanlık döneminde “Amerika’yı Yeniden Mükemmel Yapma- MAGA” ile daha etkili hale gelmiş; NATO’nun 5. maddesini sorgulayan açıklamaları ve Avrupalı müttefikleri savunma harcamaları konusunda sürekli eleştirmesi, Transatlantik ittifakının temelindeki güveni sarsmıştır. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 2019’da yaptığı “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” açıklaması ise o dönemde radikal bir yorum olarak görülse de bugün Avrupa’nın stratejik uyanışının bir manifestosu olarak değerlendirilmeliydi.

Peki süreçte Alaska Zirvesi’nden çıkan Ukrayna topraklarında taviz verilmesi, NATO üyesi olmayan ve askeri gücü sınırlı Ukrayna için kabul edilebilir bir zemin midir ve bu savaşın sonunu getirir mi? Sorunun yanıtı, Avrupa’nın garantörlük yaklaşımını bir labirente çeviren tutumunda saklıdır. Esasında bu durum, NATO-vari bir yapı ile 5. madde atıfları üzerinden garantörlük ortaya çıksa dahi, burada bulunacak tarafların etkisi ve sınırlarının net olmamasından hatta tarafların kim olacağının muğlaklığından da kaynaklanmaktadır. 1994 yılında Ukrayna’nın nükleer güç konumundan vazgeçtiği Budapeşte memorandumuyla verilen garantilerin müeyyide yokluğu 2014 ve 2022 de Rusya’ya karşı Ukrayna’yı korumada yetersiz kaldı. Tarihin farklı şartlar ve konjonktürde tekrar etmeyeceğinin garantisi yok. Bu belirsizlik içinde devam eden savaş ise cephede Ukrayna’nın silah ve mühimmat desteği ihtiyacını unutturan bir karmaşa yaratmaktadır.

Transatlantik ilişkilerde çatlak Dolar ile mi kapanacak?

Oval Ofis görüşmesinde, tıpkı son NATO zirvesinde olduğu gibi, Trump’ın asıl aradığı şeyin dolar işaretleri olduğu söylenebilir. NATO kapsamında üyelerin savunma harcamalarını yüzde 5’e çıkarma sözü, Oval Ofis görüşmesinde NATO Genel Sekreteri Mark Rutte tarafından yinelendi. Bununla da kalmadı; ABD’nin Ukrayna’ya sağladığı silah desteği için, ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’in de belirttiği üzere, aslan payını üstlenilmesi vurgulandı. Ancak Avrupa da eli boş gelmedi. Alaska Zirvesi öncesinde Zelenki ABD silahlarının satın alınması için Avrupa müttefiklerinden 1,5 milyar dolar sağladığını söylemişti. Yüzler asık ama cepler dolu idi denebilir.

Toplantıda, Kiev’in Avrupa finansmanı ile Amerikan yapımı silah alımı konusu gündeme geldi ve basına yansıyan boyutlarıyla yalnızca silah alışverişi değil, aynı zamanda Ukrayna’da ortak drone üretimi teklifi de öne çıktı. Yaklaşık 100 milyar dolarlık bir silah anlaşması ile “Patriot odaklı” sevkiyat planı kapsamında Ukrayna’ya destek sağlanacak gibi görünse de “Avrupa öder, ABD tedarik eder” mantığı öne çıkıyor. Trump’ın MAGA yaklaşımı içinde sanayini de “Make Industry Great Again- MIGA” yaklaşımına uyarlanmış bir model olarak bunu sisteme yerleştirmesi, savaşların geleceğini belirleyen bir unsur haline geldi. Ancak savaş endüstrisi olarak sürece bakıldığında 2025 yılında SIPRI’nın verileri zaten gerçekleri tüm açıklığı ile gösteriyordu. 2020-24 arasında Ukrayna, küresel silah ithalatının %8,8’ini alırken silahların çoğu ABD’den (%45), Almanya (%12) ve Polonya’dan (%11) gelmekte idi.

Ukrayna’nın Asimetrik Silahı: Dronelar, İHAlar ve Bayraktar

Ukrayna, savaşın başından itibaren İHA ve dronelar ile süreci kendi lehine çevirmeye yönelik adımlar atmıştır. Hatırlanacağı gibi, ikinci arabuluculuk görüşmesinden önce Ukrayna “Spider Web” saldırısıyla Rusya’yı hedef almış ve büyük bir yapay zekâ destekli operasyon gerçekleştirmişti. Ukrayna’nın özellikle sahada Rusya karşısında ilerleme kaydetme ya da savunma hattını tutma konusundaki durumu, son Oval Ofis toplantısında yer alan harita üzerinde de görülmüştür. Ukrayna’nın doğusunda Rus kontrol alanları artmış olsa da bu durum Ukrayna’yı sahada pes ettirecek bir sonuç üretmemektedir. Bu noktada Ukrayna’nın son dönemde gerçekleştirdiği drone saldırıları dikkat çekmektedir. Özellikle enerji altyapıları ve son saldırılarda Moskova ile St. Petersburg gibi merkezlerin hedef alınması öne çıkmaktadır. Böylece Rus halkına ve yetkililerine “savaş size de ulaşabilir” mesajı verilirken, aynı zamanda Batı kamuoyunda desteği sürdürmek için de bir hamle yapılmış olmaktadır.

Ayrıca Ukrayna, kendi geliştirdiği Bayraktar TB2’ye benzeyen Lyutyi ile ona eşlik eden Rubaka gibi sistemleri ve Batı’dan aldığı teknolojileri sahada sürekli test etmektedir. Burada bir noktaya dikkat çekmek gerekir: 2021 yılından bu yana Bayraktar İHA’ları Ukrayna ordusunda hizmet vermekte ve savaşta Bayraktar TB2 tipi İHAlar tedarik edilmekte. Bu İHA’lar, özellikle Rus hava savunmasının zayıf olduğu alanlarda kilit bir rol oynarken bir yandan da ülkede kurulacak fabrikanın çalışmaları devam etmekte. Ayrıca Temmuz ayında Tendrivska Körfezi kıyısı yakınlarında çok sayıda Rus gemisini imha edildiği de unutulmamalı. İHAlar Ukrayna için önemli bir savunma ve saldırı aracı halinde ancak birkaç gün önce Rusya’nın Kiev de faaliyete geçmek üzere olan Bayraktar fabrikasını vurması da düşündürücü. Savaşın değişen doğası üzerine yeni bir savunma sanayii alanının küresel adımlarının atıldığı bugünlerde, Ankara’nın savaşın tarafı olmadan, dengeleyici aktör olma stratejisi kapsamında dikkatle okunması gerekli.

Ukrayna toprakları üzerinde süren vekalet savaşında, aktörlerin hedefleri kısaca; Nobel barış ödülünü ne olursa olsun bekleyen bir Trump başkanlığının gölgesinde Transatlantik ilişkilerdeki çatlakları ve kendi stratejik otonomisini sorgulayan bir Avrupa Birliği; diğer yanda, Batı’daki her türlü siyasi bölünmeyi kendi lehine çevirmeye çalışan ve Sovyet nostaljisiyle güç gösterisi yapan bir Rusya Federasyonu şeklinde. Bu denklemin merkezinde ise varoluş mücadelesi veren Ukrayna yer alırken, Türkiye bölgesel istikrarın sağlanması amacıyla her tarafa eşit yakınlık ile masada tarafları tutmaya çalışmaktadır. Barışın sağlanmasının en samimi aktörü olarak Türkiye, yaklaşık dört yıldır bu umudundan vazgeçmediği gibi hala taraflar için masayı koşulsuz şartsız yerinde tutan tek aktördür.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu