YAZARLAR

MEHMET FATİH KARA / Türkiye-Japonya İlişkilerinde İş Birliği Eşiği

Japonya Savunma Bakanı Nakatani Gen, 19–20 Ağustos tarihlerinde Türkiye’ye bir ziyaret gerçekleştirdi. Türkiye-Japonya ikili ilişki tarihinde ilk defa gerçekleşen Savunma Bakanları düzeyindeki bu ziyaretteki ana amaç iki ülke arasında savunma sanayi iş birliği konusunun masaya yatırılması ve Japonya’nın Türk üretimi İHA’lara gösterdiği ilgi oluşturdu. Ankara‘da Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ile görüşme yapan Nakatani, sonrasında TUSAŞ, Baykar ve İstanbul Tersanesi Komutanlığı kurumlarını ziyaret ederek buralarda Türk üretimi İHA’ların yerinde incelemesini gerçekleştirdi. Bu çerçevede taraflar, İHA alanında “keşif/inceleme” düzeyinde değerlendirmeler yaptı ve bilgi edindi. Ankara’da bakanlar arası yapılan toplantıda ise iki başlığın ön plana çıktığını görüyoruz. Bu konulardan ilkini savunma sanayiinde kurumsal iş birliği başlığı altında Japonya’nın İHA satın alımı, TSK ile Japonya Öz Savunma Kuvvetleri arasında temasların artırılması ve Türkiye’nin komuta kontrol sistemlerine olan ilgisi belirledi. İkinci konuyu ise Türkiye ve Japonya’nın bölgesel savunma politikaları ve özellikle Ukrayna-Rusya savaşı oluşturdu. Toplantı sonunda yapılan açıklamalarda ise olumlu mesajlarla beraber sürecin hala karar aşamasında olduğu, Türk İHA’larının hala bir opsiyon olarak değerlendirildiği ifade edildi.

Geçen hafta gerçekleşen bu gelişmeye ilk bakışta bu olayın Türkiye adına hem Savunma Sanayii bazında hem de Türkiye-Japonya ilişkileri düzeyinde büyük bir pencere oluşturduğu aşikar. Çin’in artan deniz ve hava faaliyetlerine karşılık 2022 Savunma Hamlesi kapsamında savunma bütçesinde büyük bir genişlemeye giden Japonya, yapay zeka ve İHA satın alımına 1,4 milyar dolar bir bütçe ayırmış ve bu satın almayı 2027 sonuna kadar gerçekleştirme hedefi bulunmakta. Bu manada Japonya İHA satın alımı konusunda net bir ‘potansiyel müşteri’. Japonya gibi teknoloji konusunda gelişmiş ülkeler arasında bile hatırı sayılır bir noktaya gelmiş bir ülkenin Avustralya, ABD ve İsrail gibi ülkelerin arasında Türk üretimi İHA’larına olan ilgisi de Türk İHA’larının başarısına bir turnusol kağıdı görevi görmekte. Japonya’nın Nisan ayında bu satın alım için oluşturduğu savaşta yapay zeka ve İHA kullanımını incelemekle görevli özel görev gücünün Ukrayna savaşını yakından takip ettiği bilinmekle beraber Bayraktar TB2/TB3 uçaklarının operasyonel kapasitesini sahada görmesi ise bizim için büyük bir avantaj. Bu noktadan sonra beklenti, bahsedilen temasların sürdürülmesiyle beraber zamanla Japonya’nın satın alım kararına daha da yaklaşması. Şüphesiz bu kararı alırken ilk aşamada uyum ve maliyet hesabı ön planda olacaktır. Bu konuda da Türkiye’nin avantajlı konumda olduğunu düşünebiliriz.

Bununla beraber bakanlar arasında yapılan açıklamalara baktığımızda Türk-Japon ilişkilerinde görmeye çok alıştığımız cümleleri tekrardan duyuyoruz. Her zamanki gibi Ertuğrul Fırkateyni ve THY’nin Tahran tahliyesi gibi iki devlet arasında dostluk bağını pekiştiren olaylara direkt referansla iki ülke arasındaki 101 yıllık diplomatik ilişkiler iki tarafta da vurgulandı. Tarihsel açıdan baktığımızda iki ülke arasında 100 yıldan fazla sürmüş ve sadece olumlu diplomatik ilişkiler üzerine inşa edilmiş böyle dostluk ilişkileri uluslararası arenada rastlamak zor olduğunun altının çizilmesi gerek. Fakat bu ilişki ışığında ikili ilişkilerin kültürel düzeyin üzerinde pekiştirilmemesi ise bu dostluğun potansiyelini tam karşılamamakta. İşte tam da bu noktada 101 yıllık ilişki tarihinin kültürel boyuttan ekonomik ve hatta askeri bir iş birliğinin ilk adımını atması bakımında bu ziyaret özellikle dikkat edilmesi gerekilen bir olay. Nitekim Türkiye-Japonya arasındaki bu uzun süreli ve sıkı dostluğun ekonomik ve askeri iş birliği iki ülke açısından da çok olumlu sonuçlar doğuracağına yürekten inanıyorum.

Japon Bakanın, bakanlığın internet sayfasında Japonca yapılan röportajında verdiği demeç ise bölgesel anlamda ayrı bir önem taşıyor. Nakatami, verdiği röportajda Orta Doğu’da ziyaret ettiği Cibuti, Ürdün ve Türkiye’nin önemi hakkında sorulan soruya cevaben: Türkiye’den önce ziyaret ettiği Cibuti’nin Japonya’nın Özgür ve Açık Hint-Pasifik (FOIP) Projesi kapsamında önemli bir stratejik partner olduğunu ve Türkiye sonrasında ziyaret edeceği Ürdün’ün son dönemde Japon Öz Savunma Kuvvetleri’nin taşınmasında bir üs görevi gördüğünü, aynı zamanda kriz anında hızlı sivil-askeri koordinasyon için işlevsel bir “doğu-batı koridoru” yarattığına vurgu yapıyor. Bununla beraber Türkiye’nin Orta Doğu’daki önemi sorulduğunda ise NATO’nun en büyük ikinci kara kuvvetlerine sahip yapısı ve savunma sanayiine olan teşviklerine değinen Nakatami Türkiye’nin geleneksel olarak Japonya için dost bir ülke ve bölge içinde değerli bir aktör olduğunun vurgusunu yapmıştır. Ayrıca 2012 yılında Türkiye ile imzalanan Savunma İş Birliği ve Değişim Niyet Belgesi’ne dayanarak bu ziyaretle beraber iş birliği programını daha da genişletmeyi amaçladıklarını belirtmiştir. Bölge adına barış ve istikrarın, deniz yollarının istikrarlı kullanımı, enerji ve ekonomi açısından Japonya da dahil olmak üzere uluslararası toplumun huzuru için son derece önemli olduğuna da değinmiştir. Japonya’nın bölge üzerindeki politikası ve görüşleri bu şekilde ele alındığında bölgede barışı ve istikrarı arzulayan Japonya ile Türkiye ilişkilerinin ilerlemesi sadece ikili ilişkilerde ilerleme potansiyelini değil, bölgede çözüm arayan uluslararası aktörlerin arasındaki birlik ve beraberlik potansiyelini de artırmaktadır. Bu sebepten dolayı bu iki ülke arasındaki iş birliğinin kültürel alandan ekonomik ve askeri alana taşınması hem iki ülke bazında hem de bölgesel anlamda pozitif bir gelişme olarak değerlendirmek mümkündür.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 29.08.2025 tarihinde Nikkei Shimbun gazetesi için kaleme aldığı ‘Asya’nın iki ucundan dünyanın ortak vicdanına’ başlıklı yazısı tam da bu bağlam ve gelişmeler göz önünde bulundurularak okunduğunda mahiyetini ortaya koymaktadır. Bu yazıda ilk cümleden itibaren vurgusu yapılan ‘gönüller köprüsü’ bugün yalnızca tarihten beslenen bir hatıra değil, aynı zamanda politik bir yol haritasıdır. Ertuğrul Fırkateyni ile başlayan bu bağ günümüzde; savaş, soykırım, depremler, iklim ve gıda-enerji krizlerinin derinden yaraladığı Asya kıtasının en uzak uçlarını temsil eden iki dost devlet arasında insani diplomasi üzerinden sadece ikili ilişkileri ilerletme değil, aynı zamanda küresel ve bölgesel sorunlara çözüm üretme gayesi de taşımaktadır. Yazıda halihazırda yapılan ortak projelere ve iş birliklerine dikkat çeken Cumhurbaşkanı, bu birlikteliğin Gazze’deki soykırımın bitirilmesi, Ukrayna ve Suriye’nin yeniden inşası gibi büyük hedeflere ölçeklenmesine dair potansiyeline dikkat çekmekte. Bununla beraber bu potansiyelin hem bölgesel hem de küreselde bir fark ve değer yaratabileceğine olan inancını ifade etmektedir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu